GELİNCİKTEPE EFSANESİ

Battalgazi ilçesi sırlarla dolu. Tarihi Eski Malatya’dan Orduzu’ya değin bu kadîm topraklar pek çok neslin gelip geçmesine şahitlik etti. Aslantepe Höyüğünün son yıllarda kültürel değeri artınca Orduzu’da haliyle cazibe merkezi haline geldi.

Aslantepe’yi geçip Taşpınar’ı aşınca bir de Gelincektepe var ki, şifahi söylencede kuşaklardır anlatılagelen efsanesi ile biliniyor. İnsan silüetindeki bu kayalar halk efsanelerine konu olacak kadar benzerlik taşıyor olsa da bunun tevafuk olduğunu düşünenler de var.  Şimdi TOKİ evlerinin boy gösterdiği bu mekan bir zamanlar toprak bir top sahası, ardı sıra dizilen dağ ve baraj ile ziyaretçilerini bekleyen, üzerinde sık sık helikopterlerin dolaştığı, define avcılarının uğrak mekanıydı. 2007’de Orduzu’da yaşarken burayı ziyaret ettiğimde şimdikinden bambaşka bir çehreye sahipti. Geçtiğimiz gün Gelinciktepe’deki TOKİ evlerinin durumunu araştırırken aklıma Gelinciktepe Efsanesi takıldı ve derhal geçmiş hatıraları tazeleyip, araştırmaya başladım. Aklıma ilk gelen isim Orduzu’nun kültürel tarihini çok iyi bilen kıymetli dostum Bilal Ekin oldu. Ona ‘Bana Gelinciktepe’ye dair bildiğin şeyleri yaz’ deyince hem yazının başına eklediğim çekmiş olduğu fotoğrafı hem de kendi kaleminden manzume olarak yazdığı şiirsel anlatısını yolladı.

‘’ Bir gün bir soylunun, gönlü düşmüş bir kıza…
Kızın gönlü de olmuş genç yağıza…
Kızı takip etmiş bulmuş izini;
Kız fakir imiş yokmuş çeyizi…
Razı gelmemiş evlenmesine;
Kızın anası!
-Sen de gidersen ıssız kalır burası…
Kız kafaya koymuş artık gitmeyi!
Çıkarken evden, gizlice almış aynalı süpürgeyi…
Anası bakmış ki ne süpürge var ne de kızı!
Yetiştirmiş artlarından bedduayı,
Malatya ovasını inletmiş avazı .
İnşallah taş olursunuz da benden kaçamazsınız! demiş.
Deve kervanı daha fazla ilerleyememiş…
Gelin-damat inmişler hemen develerden,
İkisi de kaskatı kesilmiş, mutluluğu göremeden…’’

İşte bu efsaneyi bu şekilde şiirselleştirmiş dostum Bilal Ekin. Ancak o da bahse konu olan nesnenin süpürge mi yoksa oklava mı olduğu konusunda tereddütünü itidalli bir şekilde eklemişti. Çünkü sözlü anlatılarda süpürge ve oklava şeklinde anlatılan iki şekli var bu hikayenin. Genel anlatılarda bir paşanın oğlu Taşpınar mevkisinde yaşayan bir kıza aşık olur.  Kızın annesi ise tek kızından ayrılmak, yalnız kalmak istemez. Kız ise oğlanı sever ve onunla birlikte olma konusunda direnir. Evlilik için anlaşılır. Kızı almaya gelir paşa oğlu. Ancak giderken yarı yolda çeyizinde bir süpürge ( ya da oklavayı ) almadığı için gelinin ısrarı ile düğün kervanı döner ve annesi bu adi bahaneye kızarak beddua eder. Sonuç olarak kafile taş kesilir. Beddua tutar. İbret bir şekilde bu kayalar tarihe meydan okur. Halk arasında anlatılan, farklı rivayetler ile günümüze kadar gelen ‘Gelinciktepe Efsanesi’ kısaca böyle.

Arkeologlar Aslantepe Höyüğünde kadim bir kavmin izlerini bulunca buraya  2 km uzaklıktaki  Gelinciktepe ile bu olayın da ilintisinin kurulması kaçınılmazdı. ‘’ Aslantepe kralının oğlunun Taşpınar’da yaşayan yoksul bir kıza aşık olduğu’’ şeklindeki varyantlarına da rastladım bu efsanenin.

20.yüzyıla kadar Aslantepe Höyüğünün bilinmemesi, belki Gelinciktepe’nin de bilim insanları, seyyahlar tarafından ilgilerini yeterince çekmemiş olsa da yöre halkı tarafından çok uzun bir şifahi tarihi olduğunu söylemek mümkün.

Ben bu efsaneyi ilk dinlediğimde bir süpürge için beddua mı edilir diye içimden geçirmiş, uzun süre gerçekliğini düşünmüştüm meselenin. Ancak bu işi basit bir süpürge isteme hadisesine indirgemeden düşünüp, daha geniş perspektiften bakmamı da dostum Bilal Ekin’den öğrendim. 

Bugün Aslantepe’ye bakınca pagan kültüre dair gördüğüm semboller olaya biraz daha farklı pencereden bakmama vesile oldu.

Sahi Aslantepe Höyüğüne girerken sizi kocaman put gibi bir heykel karşılamıyor mu?

Bir de bu heykel  sembolize edilip pek çok noktada boy gösteriyor artık.

Medeniyet bu değil ya neyse…

Eğer Gelinciktepe’deki kayalar gerçekten insanların taş olmuş hali ise, insanlar gerçekten helak oldu ise bir süpürge yahut oklava yüzünden edilen bedduadan dolayı değil , Allah’a ortak koşup, haddi aşmaktan ötürü olabilir diye tefekkür ettim. 

Kasas Suresi 59. Ayet meali şöyle:

‘’ Rabbin, ülkelerin merkezî yerlerine, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamber göndermedikçe oraları helâk edici değildir. Zaten biz, halkları zalim olmadıkça memleketleri helâk etmeyiz.’’

Hiç şüphesiz en doğrusunu Yüce Allah bilir.

Yeri gelmişken dile getirelim. Buraya yapılan TOKİ’ler merkeze çok uzak. İnsanların sosyal yaşamlarında aksaklık olmaması için gerekli imkanlar (fazlasıyla) sağlanmalıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Tahir Sağır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sonsöz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sonsöz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sonsöz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sonsöz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Malatya Markaları

Sonsöz Gazetesi, Malatya ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (422) 323 52 92
Reklam bilgi

Anket Malatya Büyükşehir Belediye Başkanlığı İçin Kime Oy Vereceksiniz?
Tüm anketler