DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Advert
Doç. Dr. Muammer Oytan
Doç. Dr. Muammer Oytan
Giriş Tarihi : 20-04-2021 14:20

CENNETE  FİDAN  DİKMEK.

Ebu Eyyûb el-Ensarî şöyle anlatmaktadır: “Hz. Peygamber, İsrâ gecesi Hz. İbrahim’in yanına gittiğinde Hz. İbrahim, ‘Yanındaki kim ey Cibril?’ dedi. Hz. Cebril de: ‘Bu Muhammed’dir ’dedi. Hz. İbrahim (a.s.) de, ‘Ey Muhammed ümmetine emret, Cennete çok fidan diksinler. Cennet toprağı güzeldir, arazisi de geniştir.’ dedi. Hz. Peygamber, ‘Cennete fidan nasıl dikilir?’ diye sorunca, Hz. İbrahim de: “ Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh= Güç ve kuvvet ancak Allah’ın ihsanı ile vardır.” cümlesini söyleyerek olur!’ dedi. (Ahmed, Müsned,V. 418)

Başka bir rivayete göre de Hz. İbrahim(a.s.), Cennete fidan dikilebilmesi için: “Süphânellâhi ve’-l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh’il aliyyil azim =Allahı noksan sıfatlardan tenzih ederim, her türlü övgü Allaha mahsustur. O’ndan başka ilâh yoktur. Allah en büyüktür. Güç ve kuvvet ancak aziz Allah ile vardır.” denilmesini söylemiştir.

TEVEKKÜL ETMEK.

Müminde bulunması gerek en en önemli özelliklerden birisi de tevekküldür. Tevekkül, elimizden gelen gayreti gösterdikten sonra sonucu Allah Tealâ’ya havale etmektir. Sevinçte-kederde, bollukta-darlıkta, her zaman, her anımızda Allah’a sığınmaktır, güvenmektir. En zor anlarımızda, yanımızda kimseyi bulamasak dahi, ümidimizi kesmeden el açıp Yüce Rabbimizden yardım dilemektir. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ve Hz. Ebû Bekir Medine’ye hicret için yola çıkmışlardı. Durumdan haberdar olan müşrikler her tarafta onları aramaya başlamışlardı. Takip edilmemek ve müşrikleri şaşırtmak için Allah Resul’ü, yol arkadaşıyla birlikte Sevr dağında bir mağaraya sığınmıştı. Müşrikler bir ara mağaranın önüne kadar gelip dayanmışlardı. Bu esnada Hz. Ebû Bekir, “Yâ Resulallah eğilip ayaklarının dibine bir baksalar bizi görecekler!” sözüyle endişesini dile getirmişti. Allah’a karşı her daim tam bir güven ve teslimiyet içinde olan Resulallah Efendimiz şöyle diyerek arkadaşını sakinleştirmiş ve bir yönüyle bize tevekkülü öğretmiştir: “Üzülme! Allah bizimle beraberdir. Allah’ın yanında olduğu iki kişi hakkında neden endişe ediyorsun ki?( Buharî,Fedâilü’l-Ashâb,2)

CENNET HAZİNESİ. 

Ebû Zerr şöyle anlatmaktadır: “Hz. peygamber bana, “Ey Ebu Zerr, Seni, Cennet Hazinelerinden bir Hazineye yönlendireyim mi ?dedi. Ben deEvet anam babam sana kurban olsun ya Resulallah!dedim. Hz. Peygamber de ‘Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh cümlesini çok söylemelisin!buyurdu.”(Hâkîm,IV. 290)

SADAKA-İ CARİYE

Cenab-ı Allah’ın biz insanlar için yarattığı nimetleri saymak mümkün değildir. Bu eşşiz ve sayısız nimetleri O’nun rızası doğrultusunda kullanmak; nankörlük etmemek, İsraf etmemek ve muhtaç olanlarla paylaşmak mümin olmanın ve takva bilincine sahip bulunmanın İlk şartıdır. Nitekim Cenab-ı Allah: “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe erişemezsiniz. Ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir” buyurmaktadır (Âl-i İmrân,3/92).

Hiç şüphesiz yaşadığımız sürece Hakk Tealâ’nın bize bahşedip verdiği nimetleri sadece kendimiz için harcayıp tüketmek yerine, toplumun faydası için de kullanma erdemini göstermemiz de son derecede önemlidir. Çünkü bu davranış, geçici dünya nimetlerini, ebedi hayatı kazanmak için bir vesile kılmak olacaktır. Hz. Peygamber Efendimizin şu hadisi buna işaret etmektedir: “İnsan ölünce üç şey dışında ameli kesilir. ‘Sadaka-i cariye yani faydası kesintisiz devam eden hayır, kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat!”  (Müslim,Vasiyye,14.) Faydası kesintisiz olarak devam eden sadaka-i cariyelere örnek vermek gerekirse, ecdadımızın çokca yaptırdıkları camiler, mescitler, çeşmeler, hastaneler, kütüphaneler, okullar, köprüler, parklar, bu gibi hayır yerlerinin bakım ve onarımları; iyileştirilmeleri sayılabilir.

Sadaka-i cariyeler yaptırmanın ve insanlığa faydalı ilim üretmenin ve bunları yayınlamanın-yaymanın amacı; iyiliğimizin, infakımızın ve yardımlarımızın kalıcı olmasını, bizler öldükten sonra da sevaplarının sürekli hale gelmesini sağlamaktır. Cenab-ı Hakk kabul buyursun inşallah!

AHDE VEFA GÖSTERMEK

Ahde vefa göstermek, sözünde durmak, dürüstlük ve sadakat inancının bir gereğidir. Sözünün eri olan kişi, aldığı her sorumluluğu Allah’tan bir emanet olarak görür. Bu emaneti korumak, görevinin hakkını vermek için azamî gayreti göstermek; hile ve ihanet içinde bulunmamak ahde vefa göstermenin gereğidir. İnsanlar karşılıklı olarak birbirlerinden sadakat ve güven bekler, beklentiler sonuç vermediği zaman büyük hayal kırıklıkları ve üzüntüler baş gösterir. Günümüzde olduğu gibi, birbirlerine güveni kalmamış insanlardan oluşan toplumlarda her gün kavga ve şiddet, sinir ve stres giderek artmaktadır. Kur’ân-ı Kerim’de Cenab-ı Allah :… verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz veren (sözünden) sorumludur.” (İsrâ, 17/34) buyurmaktadır.

Ahde vefa dendiği zaman öncelikle Allah’a verdiğimiz söz akla gelmelidir.Onlar, Allah’a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayanlardır.”(Ra’d,13/20)

 Bilmeliyiz ki, “iman etmek” kul ile yüce Allah arasında yapılmış çok önemli bir akittir. Rabbimizle yaptığımız O’na kulluk etmek sözleşmesinin tarafı olduğumuzu unutmamalı, bu bilinçle üstlendiğimiz dinî-ahlakî yükümlülüklerimizin farkında olmalıyız. (Mahmut Demir,Allah’a Verdiğimiz Ahdi Bozmayalım, Kur’n^’dan Öğütler 1,D.İ.B.Yayını , s.86)

28-İSLAMDA ALKOL NEDEN YASAKTIR.

Dünyanın en ünlü hıfzıssıhha bilim adamı Ord. Prof. Hirch kitabında: “Medeni Amerika’nın 15 yıl yürütemediği içki yasağını İslâmiyet, 14 asır başarıyla yürütmüş, insanları ve medeniyeti çok önce yok olmaktan kurtarmıştır.” diyor. Alkolün insan bünyesinde başta beyin olmak üzere tüm organ ve sistemlere olumsuz-kötü-öldürücü etkisi tıp bilimi tarafından ispatlanmıştır. Alkolün, sindirim sistemine, dolaşım sistemine, sinir sistemine, insan soyuna ve psikososyal duruma olumsuz-kötü etkilerinin neler olduğunu, bilimsel olarak açıklayan Merhum Dr. Halûk Nurbaki’nin

“” Kur’an’ı Kerim’den Ayetler ve ilmi gerçekler”” adındaki eşsiz eserine bakınız.

Biz burada en cahil kişinin dahi anlayacağı gibi belirtelim ki, bir çiy etin alkol içine atılması halinde onun renginin değişmesi, adeta çürümüş gibi bir hal alması da göstermektedir ki bu tür alışkanlıklar, insanın  beynini çürütür, pelte haline getirir; sağlıklı ve rasyonel düşünmesini zayıflatır, giderek yok eder; iradesini zayıflatır ve kararsızlık içinde bocalayan bir kişi yapar; mallarını-mülklerini idare edemeyecek dirayetsiz bir hale düşürür; iş adamı ise giderek elindekini avucundakini kaybetmiş, iflâs etmiş; memur ise başarısız, beklediği makam ve mevkilere gelememiş bir fert olur.

Alkol bağımlısı kişinin tutum ve davranışları değişir: Kendisine güvenini kaybeder, aşağılık duygusuna kapılır; alıngan, kaprisli, huysuz ve geçimsiz olur; herkesten ve her şeyden önce kendi ailesi etkilenir ve kısa süre içinde yuvası yıkılır; çoluk-çocuğu perişan olur; toplumda eşini-dostunu, itibarını kaybetmiş bir hale düşer; inançları zayıflar, dinî görevlerini yerine getiremez; trafik kazalarına maruz kalır.  Kısaca her iki dünyası da kararır. Bu durumlara düştükçe “Ben bu duruma düşecek insan mıydım ?” diye kendi kendine kahreder ve daha çok içer, daha çok içtikçe de bu içler acısı hali derinleşir! Tam bir fasit daireye kapılmış olur. Kısa sürede bunu idrak edip tıbben tedavi olarak bu fâsit daireyi kırabilen “gemisini” kurtarabilmektedir! Aksi halde kaçınılmaz son, süratle yaklaşmaktadır!.

Bu sebeple, yüce dinimiz İslâmda; aklın, canın, neslin, malın, dinin korunması esas alınmış; insanın ruhî ve bedenî sağlığı ile toplumsal huzura son derecede önem verilmiş “Her türlü kötülüklerin anası olan” alkollü içki, uyuşturucu madde ve kumara kesin yasak koyulmuştur.

CENAB-I ALLAH’IN HARAM KILDIĞI

ŞEYLERİ YEMENİN ZARARLARI.

Kur’ân-ı Kerim’de, Rabbimiz, Müslümanlara; leşi, kanı, domuz etini, Allah’tan başkası adına boğazlanmış, boğulmuş veya taş v.s. ile vurularak öldürülmüş, yukarıdan düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş hayvanların etini ve ölmeden önce yetişip kesilmiş olanlar hariç canavar tarafından   parçalanmış hayvanların etini; dikili taşlar ve heykeller üzerine kesilmiş hayvanların etini haram kılmıştır. (Nahl, 16/115)

Domuz, son derecede pis bir hayvandır; burnu ile yerleri kazarak çamur ve bataklık yerlerde yiyecek arar durur. Bu sebeple etinde tenya sajinata, tenya kuvartana denilen ve kaynatmakla dahi yok edilemeyen, son derecede tehlikeli tenyaları barındırır.

Boğulmuş, darbe ile öldürülmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanmış, yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvan eti, leş v.b. ne zaman öldüğü tam olarak bilinemeyen; belirli bir süre beklemiş, kokuşmuş, mikrop yuvası olmuş, yenilmesi halinde muhtemelen zehirleyecek duruma gelmiş olan maddeler haramdır, yenilemez. Ayrıca, modern tıp, hayvanın kesilerek kanının akıtılmasının, kokuşmanın geç başlaması bakımından çok daha sağlıklı olduğunu kabul etmektedir!

YASİN SURESİNİN FAZİLETİ. 

İbn Hıbbân’ın rivayetine göre Peygamberimiz (s.a.s.): “Kim Allah rızası için geceleyin Yasin sûresini okursa bağışlanır.”( Münzirî,II,446).  “Her şeyin bir kalbi vardır, Kur’an’ın kalbi de Yasin’dir. Kim Yasin’i okursa, Allah O’na, okunan Yasin sebebiyle Kur’an’ı on kere okumuş gibi sevap yazar.”  buyurmuştur. ( Tirmizî, Fedailü’l Kur’an,7)

 

NELER SÖYLENDİ?
@
E-GAZETE
28.04.2021
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
Malatya Haber bayan esc istanbul ümraniye esc istanbul esc kızlar şirinevler esc bayan halkalı esc beylikdüzü esc avcılar esc şişli esc kagithane esc kadıköy esc istanbul türbanlı esc bayan başakşehir esc esc bayan esc bayanlar