Asrın Felaketinde Gazetecilik!

6 Şubat'ta yaşanan Kahramanmaraş merkezli 7.7,ve 7.6 şiddetinde meydana gelen ve 11 ili derinden etkileyen depremlerde birçok insan can ve mal kaybı yaşadı. Yaşanan afette, medya kurumları ve çalışanları da ciddi zararlar gördü. İnönü Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik 3. Sınıf öğrencisi Ayşegül Aşantoğrul, Ankara Gazeteciler Cemiyeti Genel Başkanı Nazmi Bilgin ile bir röportaj gerçekleştirdi. İşte o röportaj...

Sizi tanıyabilir miyiz?

1950 yılında Erzurum'da doğdum. Babam da gazeteciydi ve bir matbaamız vardı. 1961’de babam milletvekili seçilince Ankara’ya geldik.Mesleğe 1970 yılında" Son Havadis" gazetesiyle başladım. İlerleyen zamanlarda "Dünya Gazetesi"nde haber müdürü olarak çalıştım. Uzun yıllar "Tercüman Gazetesi"nde  çalıştım. Yaklaşık 30 yıldır Basın İlan Kurumunun Genel Kurulu Üyesiyim. Bunun dışında Türkiye’deki cemiyetlerin bir araya gelmesi konusunda uzun bir çabanın sonunda Türkiye’deki bütün cemiyetleri bir çatı altında topladık. Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun kuruluşunda önderlik yaptım ve 12 yıl federasyonun başkanlığını yaptım. Şu anda Türkiye Gazeteciler Konfederasyonunun Onursal Başkanıyım.Asrın Felaketinde Gazetecilik!

"Meslek hayatımda yalnızca gazetecilik yaptım, gazetecilikten başka hiçbir iş yapmadım.”

Gazetecilik mesleğini yapmaya nasıl karar verdiniz?

Babam da gazeteciydi ve ben de gazeteci olmak istiyordum. Babamın hayatı mesleğinden dolayı hep sıkıntılı geçti. 1960 ihtilalinde hapis yattı. Babamın örneği ortadayken benim gazeteci olmamı ailem istemedi, ben de gizli olarak başladım. Bir gün gazetedeki bir haberde babam benim imzamı gördü ve ben de itiraf etmek durumunda kaldım. Babam;” Çok zor bir meslek  seçiyorsun ,ileride güçlüklerle karşılaşacaksın, seni zorlu bir hayat bekliyor. Sana diyeceğim; sakın hiç kimsenin karşısında eğilme, eğer eğilirsen bu meslekte kalamazsın" dedi. Ben o öğüdü dinledim ve gazetecilikten başka hiçbir iş yapmayarak, emeğimle meslekte 53. Yılıma girdim.53 yıldır hayatımda yalnızca gazetecilik yaptım.

Alanınızda çok iyi işler başarmış bir gazetecisiniz. Şu anda da Ankara Gazeteciler Cemiyetinin Genel Başkanlığını yapmaktasınız. Bu anlamda baktığımızda başarılarınızın sırrı nedir?

Ben uzun yıllar üst üste ödüller kazandım. Başarımın sırrı; ilk olaram meslekteki iyi örnekleri kendime rehber edindim. Sonra mesleğimle ilgili çok fazla okudum. Özellikle yazı yazma teknikleri konusunda çok fazla çalıştım.Türkçe’yi iyi öğrenmeye ve kullanmaya çalıştım. Bizim zamanımızda gazetecinin her zaman  yanında taşıdığı 3 şey vardı: Daktilosu, Türkçe sözlüğü bir de imla kılavuzu. Çünkü iyi Türkçe yazamayan bir kişinin başarılı gazeteci ve röportaj yazarı olma şansı yok. Dediğim gibi çok başarılı gazetecilerin bu başarıya nasıl ulaştıklarını araştırdım ve onları kendime örnek alarak ilerlemeye çalıştım, böylece bu meslekte kalabildim.

"Cumhuriyet ve Atatürk kırmızı çizgilerimizdir."

Hâlâ başkanlığını yaptığınız Ankara Gazeteciler Cemiyeti hakkında bize bilgi verebilir misiniz?

Başkanlığını yaptığım Ankara Gazeteciler Cemiyeti 1946 yılında kuruldu. Bu sene78. yılımızı kutladık. 2000'den fazla üyemiz var. Başkanlığım döneminde özellikle projeler üretmeye özen gösterdik. Bugün burada oluşumuz da yine projelerimiz kapsamında genç meslektaşlarımıza yön vermeye çalışmak. Cemiyetimizde her türlü siyasi görüşten arkadaşımız var. Siyasi görüşlerine herkesin saygı gösteririz, yalnız bizim de tabi ki kırmızı çizgilerimiz var: Cumhuriyete sadakat, Atatürk gibi. Özellikle Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlarını aramıza almayız.

”Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri basının özgür olduğu zaman dilimi çok az”

Biraz da Türkiye'deki Gazetecilik mesleğinin şu anki genel durumundan bahsetmek istiyorum. Size göre Türkiye'de özgür gazetecilik sınırlandırılıyor mu?

Evet sınırlandırılıyor. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri basının özgür olduğu zaman dilimi çok az. Çünkü Türkiye yaklaşık 60 yıldır darbeler, darbe teşebbüsleri sıkıyönetim, olağanüstü hal gibi bizim mesleğimizi ciddi sınırlandıran bir dönem yaşıyor. Bu tip durumlarda özgür gazetecilik yapmak imkansız, çünkü böyle durumlar genelde otoritenin hakim olduğu, bu özgürlükleri kısıtladığı dönemlerdir.

Siyasi mülahazayla söylememekle birlikte şu anda içinde bulunduğumuz dönem maalesef Cumhuriyet tarihimizin en zor dönemlerinden biri. En fazla hapsi olan gazetecilik dönemi maalesef bu dönem. Gazeteciler de bir korku iklimi içerisinde düşündüklerini özgürce yazamıyorlar. Onun için şu anda gerçek anlamda gazetecilik yapanlar için çok zor bir dönem. Bu dönemin aşılabilmesi için insan haklarına, demokrasiye ve basın özgürlüğüne çok ciddi özen gösterilmesi gerekiyor. Ama maalesef şu an bu konuda yeterli bir ortam yok. Bu durumlar da mesleğimizin kirlenmesine sebep oluyor.

“Türkiye’de gazetecilik mesleği hak ettiği değeri görmüyor”

Buna bağlı olarak Türkiye’de gazetecilik mesleği hak ettiği değeri görüyor mu?

Hayır maalesef görmüyor. Az önce de bahsettiğim durumlar mesleğimizin kirlenmesine sebep oluyor. Mesleğimiz yandaş, candaş , paralel gibi bir takım isimlerle tanımlanıyor. Şu anki durum maalesef bu şekilde.

Peki sizce Türkiye'de gazeteciler arasında bir rekabet var mi?

Şu an gazeteciler arasında eskisi gibi bir rekabet durumu yok aynı zamanda şu an buna ihtiyaç da duymuyorlar.

Gazetecilik aslında bir rekabet mesleğidir. Tıpkı bir sahne sanatçısı gibi. Onlar nasıl seyircisinden güç alıp nemalanıyorlarsa bizim meslekte öyledir, bir rekabet durumunun olması çok doğal.

Biraz da deprem sürecinden bahsetmek istiyorum. Maalesef büyük bir afet yaşadık.

Öncelikle deprem sürecinde yapılan medya çalışmaları size göre yeterli miydi?

Hayır yeterli değildi. Çünkü deprem bölgeleri unutuldu. Mesela Malatya'dan 300.000 kişi şehri terk etmiş ve bu hiçbir yerde yer almadı. Buradaki yaralar maalesef çok büyük ve kısa sürede çözüme varacağı kanaatinde değilim. Öyle büyük acılar var ki insanların bunu yalnız başına aşmaları mümkün değil.

Deprem sürecinde medya çalışanlarının da bu üzücü olayları yakînen takip etmesi sebebiyle çok fazla olumsuz manzaraya maruz kaldılar. Ve psikolojik olarak bu durumdan etkilenen hatta mesleğe hem bu sebeplerden hem de depremzede oldukları için devam edemeyen çok sayıda gazeteci oldu. Sizin bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Biz bugün buraya bunun için geldik. Malatya'da bulunma sebebimiz ilk olarak nasıl bir destek sağlayabiliriz bunu öğrenmekti. Malatya Gazeteciler Cemiyeti'nin konteynerlerini ziyaret ettim ve bir destek programı çerçevesinde onlara azımsanmayacak derecede ekipman desteğinde bulunduk. Bizim amacımız buradaki insanların mesleğini devam ettirmesi. Onun için buradaki gazetecilerin mesleklerini bir an önce yapabilmeleri için elimizden ne geliyorsa yapmaya çalışıyoruz.

“Deprem bölgelerinde manevi destek maddi destekten daha önemli”

Yaşanan afet sonrasında Ankara Gazeteciler Cemiyeti'nin deprem illerindeki gazeteciler cemiyetlerine ne gibi katkılar oldu?

Cemiyet olarak başta hijyen anlamında maske ve çok sayıda portatif tuvaletler gönderdik. Çok sayıda powerbank dağıtımı yaptık. İhtiyaçları belirledik elimizden geldiğince bunları gönderdik ama bunlar tek başına yeterli değil. Burada manevi destek bunlardan daha önemli. Biz de burada arkadaşlarımıza moral vermeye çalışıyoruz, burada tutunmaları için çaba sarf ediyoruz. Maddi manevi her türlü desteği sağlamaya çalışıyoruz.

“Malatya’nın yarasının büyüklüğünü maalesef kamuoyuna anlatamadık”

Depremin ardından depremden etkilenen illerin durumları çeşitli medya organlarında yeterince aktarılırken Malatya’nın durumu fazla yansıtılmadı. Bu durumun yaşanması Malatya halkı tarafından da tepki topladı. Sizin bu konu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Depremin bir görünen bir de görünmeyen yüzü var. Gazeteciler deprem anında geldiler, gördüklerini yazdılar ve gittiler. Sonrasında da çok az sayıda gazeteci buralara geldi. 

Malatya’nın yarasının büyüklüğünü maalesef kamuoyuna anlatamadık. Bunda bizim belki mesleki olarak suçumuz vardı ama diğer taraftan bakacak olursak ülke yöneticileri, valiler de dahil olmak üzere sürekli bir sıkıntı olmadığını, her şeyin normal ilerlediğini kamuoyuna açıkladılar. Bu ülkeyi yöneten iktidar da yeterince sıkıntıları ve problemleri anlatmadılar. Doğal olarak bu açıklamalara itibar eden gazeteciler, özellikle yandaş dediğimiz gazeteciler televizyon ve gazetelerde Malatya’yla ilgili her şeyin düzeltildiği, çok da bir sıkıntı olmadığı gibi bir imaj oluşturdular. Oysa gerçek öyle değil.

Evet biz yeterince anlatamadık ama gerçekleri anlatmayan kişilerin vebali bizden daha fazla, çünkü öyle inandırılmaya çalışıldı.

Şu an depremden etkilenen illerde medya çalışmaları ne durumda? İlk zamanlara göre çalışma şartları vb. konularda ilerleme sağlandı mı?

Çalışma şartları ilk günlere göre şu an biraz daha iyi durumda. Çünkü ilk günlerde yaralar sarılıyordu, enkaz altında vefat eden gazeteciler vardı veya yakınlarını kaybeden gazeteciler vardı. Şu anda imkanlar eskisine göre daha iyi ama şimdi buraya daha az gazeteci geliyor, işin acı tarafı bu.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

İletişim fakülteleri bizim için önemlidir. Şinasi Nahit Berker der ki; “Gazeteci olunmaz gazeteci doğulur.” Haklı olan bir tarafı var, bizim mesleğimiz sevgi üzerine kurulu. Aşık olarak yapacaksınız bu mesleği  başka türlü  yapılmaz.

İletişim fakülteleri de bu görüşü taçlandıran yerlerdir. Biz de cemiyet olarak iletişim fakültelerine çok değer veririz. Bu meslek bu işi kötü yapanlara hemen ihanet eder ama iyi yapanlara hayatı boyunca çok güzel onurlar yükler.

12 Şub 2024 - 16:06 -

Mahreç  Ayşegül Kazgurt


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sonsöz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sonsöz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sonsöz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sonsöz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.