Yazar
Giriş Tarihi : 11-12-2020 16:34   Güncelleme : 11-12-2020 16:34

Önce, ‘Ekonomi’ mi? Yoksa, ‘Dış Politika’ mı?

Sonunda Dağlık Karabağ esas sahiplerine, Azeri halkı da esas yurtlarına kavuştu

Önce, ‘Ekonomi’ mi? Yoksa, ‘Dış Politika’ mı?
Sonunda Dağlık Karabağ esas sahiplerine, Azeri halkı da esas yurtlarına kavuştu. Allah mübarek eylesin. Büyük bir ihtişam ve görklü bir tören ile Karabağ, özgürlüğüne kavuştu... Orada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dünyaya olan mesajları çok önemliydi. Bu mesajlar sadece Ermenistan’a ya da bölge güçlerine değil, çıkar amaçları güden bütün egemen güçleri idi... Özellikle Reis-i Cumhur’un, Karabağ sadece bir başlangıçtır, yeni yerler için bir kapı olduğuna işaret etmesi de büyük güçlerin hırs ve cüretlerini kursaklarında bırakmıştır... Evvelen Kıbrıs ve Suriye ile başladık, şimdi de Akdeniz, Libya, Mısır, Karabağ ve Yunanistan ile devam etmekteyiz. Bu harp biri muzaffer olana dek sürecektir. Kimileri bu zaferi sulandırmak veya hafife indirmek için çabalayacak ama hiçbir ehemmiyeti yoktur... Bu kişiler bir sonraki hedef için ekonomiyi bahane edeceklerdir. Önce ülkenin ekonomisinin düzelmesi gerektiğini, dış politikadaki varlıklarını en aza indirmelerini teşvik edeceklerdir. Ama bugün bir kez daha gördük ki, biz bir yerden başlamaz isek, hem içerden he dışardan gelen baskılar ile zaten küçüleceğiz, yok olacağız... ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’i hatırlarsınız. Trump’ın seçimi kaybetmesi sonrası istifasını sunmuştu. Ateşte yanmamak için erkenden bavulunu toplayıp gitmişti. Önceki gün Al Monitor sitesine bir demeç verdi... Türkiye’nin Suriye politikalarına dair ilginç açıklamalarda bulundu. Jeffrey demecinde, “Suriye konusunda Türkiye’nin ekonomisi yerle bir etmeye hazırdık, ancak Trump hep bölgedeki YPG güçleri ile Türkiye’nin arasında gidip geliyordu” ifadeleri aslında her şeyi açıkça anlatıyor... Aslında Türkiye, ABD için bir kalkandı Ruslara karşı. Çünkü YPG diğer adıyla DSG, Rusya’ya yakınlaşmaya başlamıştı ki, Türkiye buna da karşı çıkmıştı. Tabi bu tavır ABD’nin de işine geliyordu... Türkiye ABD için bölgede hem bir tehdit, hem de bölgedeki güçlerin kontrolünü sağlamak için bir kalandı onlar için. Ancak her hesap çarşıya uymaz. Türkiye’nin stratejik hamleleri işe yaradı ve ABD, Türkiye’nin yapacağı koridoru kabul etmek zorunda kaldı. Bir başarı da buradan geldi... Kıbrıs’ta da aynen buna benzer başarılar elde edildi. Özellikle Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki varlığından rahatsız olan Yunanistan, destekçileri olan AB, Fransa ve Mısır’ı da yanına alarak Türkiye’yi hedef almaya kalktı. Ancak buna ne askeri, ne ekonomik gücü olduğu için yeterli destek bulamadı. Türkiye, Akdeniz’de istediği gibi hareket ederek bir başarı daha yakaladı... Libya’da da aynı başarı sağlandı. Dış güçlerin desteklediği isyancı general Halife Hafter’e bağlı güçler, Türkiye’nin meşru Libya hükümetine yaptığı destek sonrası büyük bir yenilgiye uğrayarak ateşkes yapmak zorunda kaldı. Elbette bu başarı önce Mısır’ı, İsrail’i ve Fransa’yı çok rahatsız etti... Şimdi de Türkiye’ye bölgedeki aktifliği ve başarıları yüzünden yaptırım uygulamak için bir araya geldiler. Brüksel’de yapılacak olan AB Liderler Zirvesi’nin baş konusu Türkiye’ye olası yaptırımlar olacak. Askeri alanda istediklerini yapamayanlar, ekonomik yönden Türkiye’yi zayıf düşürmeye ve bölgedeki gücünü zayıflatmaya çalışacaklar. Ama nafile... Hani birileri diyordu ya, önce ekonomi diye. Eğer sahada istenilen başarılar elde edilmeseydi, Türkiye’de ekonomi diye bir şey zaten kalmayacaktı. Ekonomi belirleyen et büyük etken, dış politikadır. Ama sizin küçük akıllarınızın bunu idrak etmeye muktedir olmadığını çok iyi anladık...