Genel
Giriş Tarihi : 01-02-2014 12:02   Güncelleme : 01-02-2014 12:02

Nasil Bir Kardeslik!

Malatya’da camilerde Cuma hutbesinde, kardeslik konusuna temas edilerek, günümüzde pek çok Islam ülkesinden yükselen ateslere temas edildi.

Nasil Bir Kardeslik!


Diyanet Isleri Baskanligi Din Hizmetleri Genel Müdürlügü tarafindan hazirlanan, “Nasil Bir Kardeslik” konulu hutbe okundu.

Hutbede, sunlar anlatildi:  “Yüce dinimizde kardeslik, ayni anne-babadan dünyaya gelenlere hasredilemeyecek kadar kapsamlidir. Kardeslik, mümine muhabbet beslemektir. Yagmurun topraga getirdigi bereket misali birbirimize rahmet ve sefkat olmaktir. Peygamberimizden gelen bir vefadir kardeslik. Firtinali denizlerde birbirimize siginilacak bir liman olabilmektir. Kardeslik, zor zamanlarda gönül alici bir söz, mütebessim bir çehre sunabilmektir. Kardeslik, huzur ve mutlulugu paylasmak, hüzün ve kedere, aci ve izdiraba ortak olmaktir. Kardeslik, mesafeleri, sinirlari, engelleri ortadan kaldiran gönüller arasi ülfet köprüsüdür. Renkleri, dilleri, kökenleri farkli da olsa yürekleri bir kardesler, birbirlerinin hüznüne, ugradiklari zulüm ve siddete, akan kan ve gözyaslarina asla duyarsiz kalamaz. Kardeslik duygusu, ayri bedenlerin ayni kalbi paylasabilmesidir. Kardeslik her seyden önce bir söylem ve edebî bir kurgu degil, bir hukuk, bir hak, bir görev, bir iman ve ahlâktir. Iste Ensar ve Muhacir, böyle bir kardesligi hücrelerine kadar yasayarak ortaya koydular. Efendimiz (s.a.s.), asabiyet ve cehaletin çelik agini kirarak; dilleri, renkleri, gelenek ve görenekleri farkli olmasina ragmen ‘iyilik ve takvada yardimlasan’ kardeslerden örnek bir toplum meydana getirdi. Fakat ne hazindir ki Müslümanlar olarak, Allah Resulü’nden sonra bu ulvi mirasa yeterince sahip çikamadik. Ensar ve Muhacir’in destansi kardesligi bizlere örnek olmasi gerekirken hafizalarimizda bir tarih, bir hatirat oldu. Dünyevi çikarlar, güç mücadeleleri, Kutlu Nebi’nin, ardinda biraktigi bu örnek toplumu zedeledi. Kardeslik duygulari ve gönüller onulmaz yaralar aldi. Asr-i saadette gönülleri bir, zihinleri bir, gayeleri bir kardeslerin arasina ayrilik-gayrilik girdi. Birbirine ülfet, muhabbet, samimiyet, ünsiyet beslemesi gereken gönüller, hirs, menfaat, bencillik, kin ve intikam atesiyle kavruldu. Bu ates, geçmiste yasanan pek çok müessif hâdisenin fitilini tutusturdu. Asirlarca yürekleri daglayan fitne ve fesat alevini körükledi. Günümüzde de pek çok Islam ülkesinden atesler yükseliyor. Rahmet Elçisi’nin kaynastirdigi kalpler kin, nefret gibi kötü duygularin mekani oldu. Bütün bunlar, Resulullah’in asirlar önce haykirarak ilan ettigi kardeslige uzak kalisin aci neticeleri degil midir? Kardesligin zihinlerimizde ve gönüllerimizde tam anlamiyla zemin bulamayisinin elbette birçok sebebi vardir. Bunlarin basinda herkesin kendini, kendi düsüncesini, mezhebini, mesrebini, benligini hakikatin yerine koymasi geliyor. Oysa Yüce Rabbimiz, biz Müslümanlara hakikatin yolunda olmayi, hakkin pesinden kosmayi emretti. Kendimizi hakikatin yerine koymayi, hakki yalniz kendimize has kilmayi emretmedi. Hepimiz hakikatin yolunda hizmet etmekle emrolunduk. Hiç kimse ‘hakikat avucumda’ dememeli, ‘hakikat benim’ diye iddia etmemelidir. Müslümanlar olarak, “Mü’minler ancak kardestirler. Öyleyse kardeslerinizin arasini düzeltin. Allah’a karsi gelmekten sakinin ki size merhamet edilsin.” ilahi emri geregi yikici degil yapici; ayristirici degil, birlestirici olmaliyiz. Fitneyi degil, islahi esas almaliyiz. Bizi biz yapan degerlere simsiki sarilarak birligimizi ve dirligimizi korumaliyiz.”