Röportaj
Giriş Tarihi : 22-12-2021 16:23   Güncelleme : 23-12-2021 11:26

Mert Turak İle Sanata Dair…

Malatya, tarihi boyunca ülkemize büyük siyasetçiler, politikacılar, bilim adamları ve sanatçılar kazandırdı. Sanat alanında hamuru mayalanan kadim şehrin büyük değerleri ile buluşuyoruz… Bu haftaki konuğumuz Yeşil Deniz, Beni Böyle Sev, Babalar ve Evlatlar, Başrolde Aşk, Babamın Ceketi ve Mucize Filmi ile tanıdığımız, oynadığı kimi roller ile güldüren, kimi rollerle gözyaşlarına boğan Malatyalı Tiyatro ve Sinema Sanatçısı Mert Turak oldu.

Mert Turak İle Sanata Dair…

Öncelikle Mert Turak Kimdir?

Malatyalı bir baba ile Aydınlı bir annenin 2 memurun çocuğudur tek çocuktur. Tiyatro sevdalısıdır, Galatasaraylıdır, Malatyalıdır. Baba tarafından Malatyalı anne tarafından Aydınlıdır. Genelde oynadığı rollerle de hayata anlamlandırmaya çalışan diyeyim hayatı biraz işaretler yoluyla, mesleği yoluyla kavramaya çalışan gönül gözünü açmaya çalışan Şandan şöhretten ziyade insana ulaşmaya çalışan bir vatandaş.

Tiyatro ile ne zaman tanıştınız? Sahneden Mucize’ye uzanan yolculuk nasıldı?

Ailede Levent Kırca taklitleri, amcaların teyzelerin taklitleriyle ‘ay bu çocuk ne kadar komik ne kadar güzel taklit yapıyor’ derken.   Orta sonda Konak Belediye Tiyatrosunda KBT ’de de ki zaten o jenerasyonu sen de biliyorsundur; Rıza Kocaoğlu, Öner Erkan oradan çok önemli Kadir Çermik çok önemli oyuncular çıkmıştır o jenerasyonda. Amatör tiyatro topluluğu ile başlayan yolculuğu lise tiyatrosunda, rahmetli Haşmet Zeybek’in ‘Düğün ya da Davul’ oyunu tiyatrosunda oynayınca bir anda lise biterken, yoksa sözel mi seçecek, yok sayısal mı seçecek, yok anamızın babamızın açtığı muhasebe bürosuna mı devam edeceğiz, acaba gazeteci mi olacağım,  derken bir anda biz kendimizi Güzel Sanatlar Konservatuar Sınavlarına bulduk. 1998 yılında 12. sınavımda nihayet 11 kere sınav kaybettik. 12’inci sınavımız da Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Tiyatro Bölümünü kazandım.  İki yıl okudum üçe geçeceğim yaz 2000 yılında tam İzmir'e 9 Eylül Üniversitesine yatay geçişim kabul edildi. Tamam dedim,  ben herhalde İzmir'de okuyacağım dur dedim. İstanbul Üniversitesi sınav açmış bir dur deneyeyim. Kazanınca 2000 yılında İstanbul Üniversitesinde birden başladım. 2003'te Haldun Dormen sayesinde hocamdan Allah razı olsun şehir tiyatrolarına girdik.  2004'te mezun oldum. Şehir tiyatroları devam etti.  2005'te Haldun Dormen’in kantocu oyununda böyle bir anlatıcı oynayınca biraz da şanslı bir oldu güzel bir roldü. 2007 Kenan ışık hocamız, o da bizim hemşerimiz acil şifalar olsun ‘Yaşar ne Yaşar ne yaşamaz’ da bana başrol verdi. Sonra her şey çorap söküğü gibi geldi.   Bu roller ile televizyona adım attık.  İlk yılan Hikayesi’nde oynayarak, cesur kuşku diye bir dizi vardı oralarda oynayarak, sonra yavaş yavaş babamın ceketi yakın tarih aslında ama…  Başrolde aşk diye bir dizi vardı. Yine, Mahsun ’un Boyut filminin orada Mahsun beni gördü. Hatta orada beni gözüne kestirmiş. Demiş ki ‘Bir film yapacağım ve o filmde bu çocuk başrol olacak.’ Sonra mucizede oynadık. Sonrasını biliyorsun zaten…

‘Aziz’ karakterini bir kez daha canlandırmak ister miydiniz?

Mahsun bana Aziz karakterini anlattığında dedim ki herhâlde bu rol çok zor. Herhalde hayatım boyunca bir daha böyle bir rol çok zor gelir. O yüzden hani demek ki biz de elimizden geldiğince hakkını vermişiz ki insanların gönlüne girebilmişiz. Yoksa artık biliyorsun ünlü olmak çok kolay. Başka taraflarını göstererek de ünlü olabiliyorsun. Gündemde kalabiliyorsun.  Bizim insanlara böyle ulaşmamız, umut olarak ulaşmamız, insanların bizi görünce yüzünde bir gülümseme olması çok güzel. Keşke böyle roller olsa ama çok denk gelmiyoruz sinemada böyle rollere. 

‘Tamam, bırakıyorum bu işi’ dediğiniz bir an oldu mu hiç?

Belki yorulmuş olabilirim. Çünkü şimdi şimdi setler artık 12 saate düştü.   Ne kadar 12 saat çalışıyorsun dersen ben son kuruluş Osman vardı 2019’da. Tabii yani senelerce biz 20 saat çalıştığımız zamanlar oldu.  Yeşil denizleri çekerken de çok uzun süre çalıştık biz. Beni böyle sevi de çekerken de çok uzun süre çalıştık biz.  O tahammül sınırı insanı çok zorluyordu.  Hele hele ışık hazırlandıktan sonra dekor hazırlandıktan sonra kostüm hazırlandıktan sonra makyaj hazırlandıktan sonra artık sizin o yorgunluğu sonunda oyuncu olarak suratınızı yorulmuş iç enerjiniz düşmüş, bedeniniz iflas etmiş ama komedi yapmak zorundasınız.  Bizden geriye bir şey kalmamış ki ne oynayacaksınız. O zamanlar geçti şükür.

Oynayamazsam ben çatlarım. 2 yıllık evliyim. Eşim bile git. Oyna kurtlarını dök ben evde seni çekemem diyor.  Çünkü gidiyorsun bulaşık makinesi ile uğraşıyorsun onu boşaltıyorsun.  Gidiyorsun yok akvaryum yapmaya başlıyorsun,  gidiyorsun mutfağa, balkonu ben düzenliyim diyorsun.

Lütfen rica ediyorum sete git diyor. Oynamadığımda da şöyle bir durum oluyor tabii. Asıl şey tiyatro. Ona da geçiş kolay olmadı.  Ben 2004'ten beri her akşam 300-400 kişiye şehir tiyatrolarında oynuyorum.  E şimdi sete gittiğin zaman da aynı şey değil ki.

3.2.1 çok güzel…  Gözünü silen bir kameraman. Yanınızdan kostümcü geçiyor. ilk başlarda oyuna giremeyen genç bir arkadaş oyunun sonlarına doğru oyunu aldığında duyduğu mutluluk ya da oyun başladığında orada bir sıkılma sesi yapan bir amcanın, oyunun sonlarına doğru bir dakika ya bu oyun çok güzelmiş diye onu yeniden oyna döndürmek seyirci ile kurduğun o organik bağ olmayınca benim…

Aktörler de öyledir dikkat et. Oynamayı bıraktığı an ölür şaşırırsın.  Bir sağlık problemimi vardı falan filan. Gider o oyuncuyu sahneden alırsan ölür o. O böyle bir kuşu kafese koymak gibi. O  yüzden Allah uzun ömürler versin. Genco Erkal hocama da. Hala tiyatro yapar. Ali Poyrazoğlu hocama da Allah uzun ömürler versin. Oynadığımız sürece varız.

Sizce, Malatya Uluslararası Film Festivalinin bir geleceği var mıdır?

Yani aslında Malatya film festivalinin DNA’sı gayet te güzel taşıyor. 10 yaşında bir festival, 10 yaşında bir çocuğa bakarsın da bu nasıl yazın pazar da çalışıyor ve ekmeğini taştan çıkarıyor. Baksan bunun cebinde bu kadar tomar para var dersen çünkü alışmıştır. 10 yaşında o hayata evrilme işini. Bizim için de öyle.  Ben de bebek sayılırım. Çünkü jüri olarak ilk festivalim benim.   Ama anladım ki Hüsnü gibi bir Mihmandarım var.  Baran gibi şoförümüz var.  Adını mı attım abi seninle ben ilgileneceğim. Adımımı attım abi nereye istersen seni ben götüreceğim.  Oturuyorsun tanımadığım bir teyze evinde evde yaptığı kiraz sarmasını koyuveriyor önüne.  Hep Malatya insanı sıcağı samimiyeti eşdeğer buna Daha sıcak bir şey var mı ben evimde hissediyorum o yüzden biraz sanki adam olacak çocuk 10 yaşında da belli oluyor.

Ben onların önüne geçeceğini düşünüyorum. Çünkü onları iyi kötü duyuyorum. Ama ben bu kadar sıcak olabileceğini düşünmüyorum. Malatyalıyım diye mi böyle. Yani sokakta yürüyoruz abi Allah aşkına bir çay içelim, sokakta yürüyoruz ağabey ben seni doyurmadan gönderemem. İnsanların tanımadığım bir insan dün otelden diğer otele geçilecek arabamız hazır hadi arkadaşlar hep beraber gidelim bu dostluk bu kardeşlik bu aile ortamı yani lütfen iyi bakılsın yani bu festivale.

Bu festival filmimiz olmasa da ben eskiden daha katı görüşleri olan bir insandım.  Filmim yarışmıyorsa festivalde ne işin var diyen bir insandım.  Ama şimdi anlıyorum ki burada kurulan dostluklar çok değerli. Ben belgesel jürisi olmasam, Coşkun Aral gibi bir değerle sohbet etme fırsatım olur muydu? Onun Afganistan'da 20 yıl önce yaptığı tehlikeli gizli dinleme fırsatı nerede bulacaksın öyle düşünüyorum. Biz ne yapıyoruz sektör, Kapitalizm.

 

Daha pahalı bir arabaya binmeliyiz adın en önde yazmalı.  Düşünsen inançlı biri de olsan kendini her zaman kontrol eden, mütevazı biri olmaya da çalışsan, bir anda farkında olmadan hani anlamak çözmeye yetmez derler ya, kendini bu düzenin içinde bir şekilde yanındaki insanlara dirsek atarak daha, daha derken rüzgarın içinde buluveriyorsun. Ama böyle değerler ben bir daha 10 tane belgesel filmi izleyeceğim de onlarla ilgili yorum yapacağım da. Semra hoca gibi bir insanı yıllarını belgesele vermiş. Aysun hoca gibi bir insanı, Mehmet Güleryüz gibi bir değeri… Onlarla nasıl bir dostluk kuracaktık. O yüzden bana çok şey kattı bu üç günlük festival. Bir yer var ya 12'sinde geldim 15'inde döneceğim. Çok güzel dostlar edindim, bir nevi kendimi yeniden tanıdım. Çünkü aday olsaydım belli bir motivasyonum belli bir beklentim belli bir hırsım olacaktı belki. Ama jüri olarak gelince ister istemez başka bir yerden insanlarla da bir başıma bir bağ kurma fırsatı buldum ve çok değerli olduğunu düşünüyorum.

Tiyatroya merak salan gençlere tavsiyeleriniz ne olur?

Vallahi biz biraz şanslıydık sosyal medya bizim gençliğimizde bu kadar aktif değildi. Şimdi insanlar ne kafasını kaldırıyor telefondan, tamam biletimiz oradan alıyoruz da, faturamızı da oradan ödüyoruz da çok değerimiz kaybettik. Ya telefondaki makyajlı kadına ya da telefondaki kaslı adama bakma. Karşındaki insanla konuş ya vapurda otobüste karşımdakine merhaba de. Canım sen niye sosyal medyadaki insanları üzüyorsun,  ama giderse gitsin diye yenisi var.  İnsanın bir fıtratı var,  kendisi de öyle gelmez öyle, eskisi de öyle gitmez gidemez o kolaycılık. Allah'tan bizim zamanımızda yokmuş ki biz işimize dört elle sarılmışız yani.  Biz işimizin peşinden gitmişiz. Şimdi bakıyorum gençlerin hemen menajerleri de onları öyle motive ediyor aman karavanından çıkma,  aman onun seninle ilgisi yok, kişisel gelişim uzmanları aman onu kişiselleştirme… Onu kişiselleştirme, bunu kişiselleştirme, üzülme… Aktörlük dünyadaki en üzüleceğin iştir ya!  Aktörlük en refüze olacağım iştir.

Şimdi modern çağın gençleri  beni hep biri sevsin, öyle biri çıksın ki hayalimdeki insan olsun. Olum siz emek vermeyeceksiniz 15 yaşında bir kuzenim var. Mert abi boş yapma ya diyor. Olum siz Google'da ‘Nasıl aşık olunur diye yazacaksınız herhalde’ dedim. Dün yanaklarımız kızardı, bana gülüyor falan. Yenisi gelir abi.   Yenisi gelmez olum bazı değerlerin. O yüzden biz şanslıydık yokluk vardı, biz şanslıydık Eskişehir'deki tiyatrosuna gitmek zorundaydık. Biz şanslıydık, Mimar Sinan Üniveristesi 1. Aşaması, İzmir 9 Eylül Üniversitesi 2. aşamasıyla çakışıyordu. O yolda o yolculukta yanımızdaki arkadaşlara ‘ Sen neredensin, senin çalıştığın parça ne, aaa hamlet mi oynuyorsun?’ Şimdi diyorlar ki  ‘Ay ne kadar iyi oyuncusun,’ Allah Allah olması gereken bu zaten canım kusura bakmayın. Bir tekrar daha alacağız sizi yordum.  Yok canım zaten her tekrarda oyuncu başka bir katman koyar, günlük hayat gibi…  Neden Marlon Brando’lar, Şener Şen’ler,  Fikret Kuşkan’lar bizim için çok değerlidir?  Çünkü oyunculuklarında belli katmanlara denk gelirsin. Hiçbir şey tek bir duygudan ibaret değil.

>> Ebubekir Atilla'nın Röportajı