Röportaj
Giriş Tarihi : 11-08-2021 18:11   Güncelleme : 29-08-2021 12:32

Koronavirüs Salgını İle İlgili Bilinmeyenler Konuşuldu

Tüm Dünya’yı kasıp kavuran Koronavirüs salgını ile ilgili Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doktor Orhan Kara, “Gerçek Covıd-19” isimli bilimsel çalışmaları içeren kitabını yayınladı. Koronavirüs salgınında tedavi sürecinde ilk 7 günün önemli olduğunu ve mide bağırsak tahribatına yönelerek bu sürecin çözülebileceğini belirten Kara, ilk evrede yaşanan Kabızlık sürecine dikkat çekerek Yoğurt ve Kayısı mucizesini anlattı. Tedavi şeklinin Dünya’ya sunulacağını söyledi

Koronavirüs Salgını İle İlgili Bilinmeyenler Konuşuldu

Koronavirüs salgını ile ilgili “Gerçek Covıd-19” diyebileceğimiz evreleri, ilk vakaların çıktığı günde tedavileri uygulayan Malatya’daki 6 doktordan biri olan Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doktor Orhan Kara’dan diledik. Bu haftaki röportajımızın konuğu olan Uzman Dr. Orhan Kara kitabının Almancaya çevrildiğini ve kısa süre içerisinde Dünya’ya ulaşacağını söyledi.

EBUBEKİR ATİLLA'NIN RÖPORTAJI......................................................................

Kendinizden kısaca bahsedebilir misiniz?

Malatya’da Melekbaba Mahallesinde doğdum. Atatürk Ortaokulunda ve ardından 1980 yılında Fatih Lisesinde Okulu bitirdim. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne geçtim. Ondan önce Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Mikrobiyoloji bölümünde bir yıl okumaya çalıştım. Branşı sevdiğim için özel ilgi ve alakam vardı. yüksek bir puanla gittim oraya. Tıp’tan 3 puan düşüktü o zaman. Hem maddi imkansızlıklar hem de aradığımız bulamadığım için ayrıldım ve tekrar Üniversite sınavına girerek Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni kazandım. 1987 mezunuyum, ihtisasımı da Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde yaptım. Cerrahpaşa’dayken Prof. Dr. Ekrem Onat hocanın öğrenciliğini yaptım. Zaten ona gönlüm ısındığı için ve onun bilimsel yönünü ve kişiliğini sevdiğim için Enfeksiyon Hastalıkları Bölümünü seçtim. İhtisasımı bitirdikten sonra çeşitli yerlerde mecburi görevle yaptım.  En son Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çalıştım.

Pandemi sürecinde Hastanede nasıl bir görev üstlendiniz?

Covıd Pandemi başladığı andan itibaren covıd hastalarına müdahale eden 6 kişilik ekibin içerisindeydim.  İlk günden itibaren olayı sahiplenmeye çalıştım. Hastayı ve hastalığı anlamaya, hastalığın gerçekten nasıl tedavi edilmesi gerektiğini düşünmeye çalıştım. Bir şeyler geliştirmeye çalıştım. Mevcut tedavi kılavuzundaki gördüğüm yanlışları hocalarım ile paylaştım. Enfeksiyon Hastalıkları Dernekleri vasıtası ile sosyal platformlar üzerinden onları ikaz etmek durumunda kaldım. Görüşlerimi beyan ettim. Gelişmeler üzerine tespit ettiğim bazı durumlar oldu Covıd hastalarında. Yapılan tedavilerdeki yanlışları tespit etmeye başlayınca bunları paylaşma ihtiyacı hissettim. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği var Türkiye’de. Derneğin sosyal medya platformlarından bütün bilgileri aktardım hocalarıma ve olumlu tepkilerini aldım. Yaklaşımları tasdikleyici mahiyetteydi.

Kitap yazma noktasına nasıl geldiniz?

İlk önce şöyle bir durum oldu. Nereden başladık, nasıl oldu da bu kitap yazma noktasına geldik? Bunu kısaca izah etmeye çalışacağım sizlere.  İlk önce ben hastalarımda ne olduğunu anlamaya çalıştım. Anlatılanı değil de hastaların nesi var? asıl bize ip ucu verecek, gerçek tedaviyi bize anlatacak olan hastanın kendisidir. Tıbbın temel kuralıdır bu. Klasik binlerce yılın birikimi olan bir kuraldır bu. Önce hastanızı dinleyeceksiniz. Hemen yayın okumayacaksınız. Hastanızı alacaksınız karşınıza ve soracaksınız. İlk gün ne oldu, son gün ne oldu, neler yaşadın? öncesinde var mıydı hastalığın? Kronik hastalıkları var mıdır diye bir sorgulamak gerekiyor. İnsanların annesinden babasından kaçtığı kardeşinden kaçtığı günlerde ben bu sorgulamaları yaptım. Biz de haliyle korkuyorduk bugünlerde. Hastalığı çünkü bize Çin’deki görüntüler ile tanıttılar. Anında düşüp ölen insanlar gördük. Tabi şuan öğrendik ki bunların hepsi bir senaryo. Birer tezgah gibi film. Halkı korkutmak ve eve hapsedebilmek için yapılmış yapay senaryolar. Bunlar olunca tabi bizler de korktuk. Doktor hocalarımızın ölümünü duymaya başladık. Vefatını duymaya başladık. Bunlar tabi ki korku verdi bize. Aile fertlerine taşıma korkusunu yaşadık. Hasta odalarına girerken 3 maske takıyordum. İçeriye girmeden önce camların en az 10 dakika açılarak havalandırılmasını sağlatıyordum. En büyük tedbir havalandırmadır diye düşünüyorum, şuanda da o noktadayım. Maskenin yeterince korumadığına inanan bir insanım. O zaman bilmiyorduk. Nasıl olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Alıp eve götürmek, alıp başka insanlara bulaştırmak korkusuyla istenilen bütün tedbirlere uymaya çalışıyorduk. Hastaları ciddi bir şekilde Anamneze tabi tuttum. Nasılsın, neyin var şeklinde değil de; İlk gün ne oldu? İlk günden itibaren neler oldu? Her gün neler değişti? Söylediği semptomların hepsinin hangi gün meydana çıktığını sorguladım. Aklınıza gelebilecek her türlü detayı sorguladım ki elimde formlarla girdim hasta odalarına. O formları doldurdum, ertesi gün o formları genişletme ihtiyacı doğdu. Daha geniş bir forma ihtiyacım oldu. Peş peşe gelişmeler oldu. İlk tespit ettiğim konu şuydu; Hastaların beslenmesi bozuk. Hastalar aç. 7 gün boyunca bir kaşık çorba ile gelen hastayla karşılaştım. 7 gün geçmiş bir kaşık çorba içmiş. Normal bir insanı 7 gün aç bırakırsanız ölür. O zaman ne yapmam lazımdı, bu hastaların beslenmesini sağlamam lazımdı. Öyle olunca hastalarda en büyük problemin iştahsızlık olduğunu görmeye başladım. Hasta hiçbir şey yemek istemiyordu. Ne yedirebiliriz diye düşünmeye başladım. İdare ile görüştüm, diyetisyenler ile görüştüm ve neticede yine görev bana kaldı. Yoğurdun en kolay tüketilen gıda maddesi olduğunu, iştahı olmasa bile içerisine biraz Kayısı Reçeli kattığınız zaman hastaların çok rahat tükettiğini gördüm ve yoğurdu listenin başına yazdım.

Kayısı ve Yoğurt tedavi sürecinin başında iyi mi geliyordu?

Yoğurdun yanında Kefir ’in daha da güçlü ve faydalı bir gıda maddesi olduğunu daha kolay tüketildiğini öğrendim ve Kefiri de listeye ekledim. Kayısı kompostosunun çok kolay tüketildiğini ve hastaları çok rahatlattığını, hem enerji açısından hem vitamin açısından güç ve enerji verdiğini onların klinik tablosunun düzelmesine bir faydasının olduğunu gördüm ve kayısı kompostosunu listeye ekledim. Liste büyüdü ve şuan ki mevcut paylaştığım liste haline geldi. Bu arada liste büyümeye başlayınca ben hastalığın mekanizmasını anlamaya başladım. Bir takım gelişmeler oldu. Dramatik iyileşmeler oldu hastalarımda. Önce kayısı ve yoğurt eşliğinde hastaların daha çabuk taburcu olduklarını gözlemledim. Bunun sebeplerini anlamaya çalıştım. Bu arada inanılmaz bulgular elde etmeye başladım. Mesela kabızlık bulgusu, literatürde çalışmalarda baya aradım kabızlık bulgusunu incelemişler mi diye. Hastalarda bir kabızlık tablosu var. Bir dönem içerisinde kabızlık oluyor. Kabızlık olan hastalarda hastalığın daha ağır seyrettiğini gördüm. O zaman ne yapacaktım kabızlığı çözmek için ne yapabilirim diye düşündüm. Burada kayısı kompostosu ve yoğurdun tesirli olduğunu gördüm. Yoğurt içerisinde kayısı reçeli ve bir de kayısı kompostosu tüketiyorsa, bir de bol sıvı alıyorsa bağırsakları çalışmaya başlıyor.

Koronavirüsün Mide Bağırsak Tutulumu ile ilişkisi nedir?

Neticede hastalıkta zaten var olan mide bağırsak tutulumunun ciddi bir ağır tabloya sebep olduğunu gözlemledim. Mide Bağırsak Tutulumu hafife alınmaması gereken bir faktör, bir durum diye düşündüm. Bunun üzerine çalışmaya başladım. Hastalığın 3 çeşit bir hastalık olduğunu, tek bir çeşit hastalık olmadığını anladım. Covıd tek çeşit bir hastalı değil. Koronavirüs 3 çeşit bir hastalıktır. 1, iki tane hafif tablosu olan bir hastalık. Bunlardan bir tanesi koku ve tat sinirini tuttuğu için koku kaybı ve tat kaybı ile seyreden hafif bir hastalık tablosu. Virüsün ilk gelip yerleştiği yerlerden birinde bulunan sinirler bunlar. Daha sonra virüsün solunum yoluna giderek oradaki sinirleri tuttuğunu ve öksürüğe sebep olduğunu gözlemledim. Bu da ikinci tablo. Hastalardaki 3 tablodan ikisi bunlar. 3’üncü formu da mide bağırsağa indiği zaman olduğunu gördüm. Bunun ağır tablo olduğunu gözlemledim. Mide bağırsağa iniyorsa hasta ağırlaşacaktır. Onun ipuçlarını takip etmeniz gerekiyor. Hastada mide bağırsak semptomunu araştırmanız ve gözlemlemeniz gerekiyor sürekli. Var mı, olabilir mi diye.

Mide bağırsağa iniş neden olur?

Virüsün vücuda ilk yerleştiği yer burun köküdür. Burun köküne yerleştiği için oradaki koku sinirini harap eder. Oradaki salgıların içerisinde virüs kısa süre çoğalır ve gece uyuduğunuz zaman refleks yutkunma ile midenize iner. Yemek borusuna, yutak bölümüne gider. Boğaz yanması olur bazı hastalarda. O virüs yüklü salgıların oradan geçtiği sırada oradaki sinirleri harap etmesinden dolayıdır. yemek borusuna gider, yemek borusundaki sinir uçlarını, dokuları ve hücreleri harap eder. Yemek borusu ve mide kapakçığının ağrısı sırta vuran bir ağı yapar. Kimi, hastalarda da göğüs ön bölgesinde, mide üzerinden göğsün ön kısmına vuran şiddetli çok ağır bir ağrıya sebep olur. Bellerindeki ağrı da bağırsakların alt bölgelerinin tutulumundan dolayı olur. Yani 12 parmak bağırsağı ve sonrasındaki ince bağırsaklar ve kalın bağırsağa geçiş bölümü özellikle o bölüm çok hassas ve denge sağlayan immün sisteminin merkezinin olduğu bir bölge. O bölgeye hasar verdiği zaman sırt ve diğer bölgelerde ağrılar oluşur. Mide bağırsaktan sonraki bölümde hem sinir uçlarından hem de mast hücreleri dediğimiz bağırsak hücrelerinden histamin salgılanmasına sebep oluyor. Seroton histamin, bradikinin,dip ve buna benzer bir takım molekülleri salgılar. Virüs hücreyi parçalayınca bu saydığım moleküllerin deposu var orada. Bunlar özellikle granüller içerisinde depo şeklinde saklanan maddeler. Mesela arı sokmasında ne olur, ısırılan bölgede bir şişme olur, ödem olur, kızarıklık olur ve ateş olur. Aynısı mide bağırsakta oluyor. Arı sokmasında da histamin rol alır. Midee bağırsaktaki SARSCOV2 virüsünün etkisinde de yine aynı tablo olur. Arı sokması gibi bir takım şişlikler ve ödemler oluşur. Oradan bir aşırı molekül salgısı olduğu için aynı zamanda bir dönem sonra bağırsak düz kasları da kasılmaya başlar. Bu maddelerin öyle etkileri de var. Bağırsak düz kaslarının kasılması klinikte kabızlık olarak ortaya çıkar. Hastalar kabızlık yaşarlar ama bu kabızlık genel bir kabızlık değildir. O olayın olduğu yerdedir. Küçüktür. Yaygın olduğu zaman tablo daha da ağır olur. Bölgesel olduğu için de klinikte fark edemezler bile.  Kabızlık var diyebilmesi için bir iki gün beklemeniz gerekiyor. Orada bir lokalize problem var ve bu hastanın lenf sisteminde bir yüklenmeye sebep olur. Lenfatik sistemde aşırı bir sıvı yüklenmesine sebep olur. Geçirgenlik artar, Bağırsaktan kana ve lenf sistemine geçirgenlik kolaylaşır ve sıvı akımı olur basınçtan dolayı. O basınç sonrasında akciğer tabanlarında su birikir. Buna buzlu cam deriz biz. Bu nedir lenf sıvısı. Bilim insanlarının buna neden dikkat etmediklerini bilemiyorum. Ben anlatıyorum ama anlamakta da zorlanıyorlar. Bahsettiğimiz bu süreç 7 gün içerisinde oluyor. 7 gün sonra hastanın nefesi daralmaya başlar. Biz 7 gün sonra nefesi daralan hastayı hastanelerde kabul ediyoruz ve bu hastaları tedavi etmeye çalışıyoruz. Ama o 7 gün önceki durumda ne olduğunu anlayamıyorlar. Hatanın temeli burada. Bu 7 gün içerisinde hasta beklediği için bu semptomlar ortaya çıktı. Bu süreçte hastaya Solunum Yetmezliği Sendromu deniliyor. Hal bu ki 7 gün önce ne olduğunu iyi inceleselerdi olayın bir viral bağırsak tutulumuna bağlı Koronavirüs hastalığı olduğunu göreceklerdi. Ve önlemleri çok kolay olacaktı.

Sizce uygulanan tedavi yöntemleri hatalı mı?

Bahsettiğim tedavi Dünya’ya sunulacak. Erken sahip çıkılmasını istedim bu tedaviye ama 12 ay geçti aradan ve ben emekli olmak zorunda kaldım bu arada. 12 ay geçmeseydi iyi olurdu. Çünkü baya insanımız vefat etti. Çok değerli insanlar kaybettik. Dünya çapında 4 milyon insan hayatını kaybetti. Ben inanıyorum bu 4 milyon insan ölmezdi. Yanlış tedavi ve yanlış tanı sebebiyle öldüler. Bu hatalar sadece bu hastalıkta değil, bu hastalığın benzeri olan SAR ve MERS ’te de yapıldı. Onlar da mide bağırsak tutulumuydu. Sitokin fırtınası denen bir kavram üzerinden gidiyorlardı. Bu örneği cehalet örneği olarak kabul edecekler. Sitokin Fırtınası ’nı alıp çöpe atmış durumdayım. Mide bağırsaktaki nekrozu bilmeyen, mide bağırsak iskemisini bilmeyen, Mezenter iskemisi dediğimiz klasik bilgiyi, temel tıp bilgisini bilmeyen insanların ortaya attığı Sitokin Fırtınası terimi yüzünden tedaviler yanlış yapıldı. İnsanlar öldüler. Çok vahim hatalar var.

Tedavi sürecinde gördüğünüzü belirttiğiniz hatalar nelerdir?

Tedavi sürecinde ilk bir haftayı ele aldım ben. İlk hafta içerisinde ilk yapmanız gereken şeyler var. Onu ilk ve hızlı yaparsanız hasta çok rahat ve hafif bir şekilde atlatacaktır. Gribal enfeksiyon çeşididir bu. Çok basit bir gribal tablo ile atlatıp, biz nezle geçirir gibi, ya da  hafif halsizlik bitkinlik gibi atlatıp gider. Solunum semptomlarının başladığı dönemde nefesi kesilen hastaya müdahaleniz çok daha farklı. Çok daha zor. Hele de entübe hastalar için. Tedavi mutlaka değiştirilmeli. Bu tedavi ile olmaz. Yanlış tedavidir. Antiviral ile tedavi edilecek bir hastalık değil. Kaldı ki Antiviral’in tesir edip etmediği bile bilinmiyor. Biz deney tahtasına döndük.  Favipiravir denen 8+8 ilacın tesirlerini ben saymak istemiyorum. Kitabımda bunlardan bahsettim. O yan etkilerini biz hastalık zannettik aylarca. Sıtma ilacının neler yaptığını kitabımda yazdım. Dünya Sağlık Örgütü’nü ve bizim Bakanlığımızı ikaz etmeye çalıştım. Malatya’dan Bakanlığa bu gitmedi. Dernekleri ikaz ettim, Amerikan FDA kurumunu ikaz ettim. Amerkan CDC, IDSA’yı yazılı İngilizce metinlerle ikaz ettim. sosyal medyadan ikaz etmeye başladım hakkımda açılan bir soruşturma vardı Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, oraya 13 sayfalık bir savunma verdim. Bu savunmada Sıtma ilacını kaldırmalısınız yoksa suçlusunuz diyerek ifade verdim. Yaklaşık 20 gün sonra DSÖ ile birlikte o ilacı kaldırdılar. Ve aynı zamanda azitromisin diye bir ilaç vardı ikisi de sıtma ilacı ile birlikte zararlıydı. İkisini de kaldırdılar. Bana teşekkür etmeleri gerekiyordu. Halen bekliyorum.

Sizler bahsettiğiniz bu hususlar için bilim kuruluna ulaşabildiniz mi?

Ben halkın anlayabileceği bir dilden anlatmaya çalıştım. Ama her türlü platformda konuşmaya hazırım. Benim iddiam şu. Bilim Kurulundan bir hocamız gelsin. Herhangi bir televizyon kanalında 20 dakika fazla değil, ben anlatayım. Hocamız ise anlattıklarım ile ilgili itirazlarını bana belirtebilir. İshal hastalığını iyi bilen bir hocamız vardır mutlaka. Gelsinler hem hataları sayacağım. Çok kısa sürecek o hataları saymam. Televizyon kanallarından sürekli davetler geliyor. Ben bekliyorum. sadece Bilim Kurulundan bir hocamız ile bu konuda görüşmek ve değerlendirmek istiyorum. Hocalarımız benim sesimi duyamadılar, duysalar eminim hak vereceklerdir.

Son olarak eklemek istediğiniz bir husus var mıdır?

Ben Malatya’dayım. Malaya İlini pilot bölge olarak ilan etsinler. Yetki ve sorumluluk versinler bana. Ben 20 ila 30 gün içerisinde kendilerine Malatya’da yoğun bakımları boşaltma sözü veriyorum. Hastaneler hiç meşgul edilmeyecek. Hastanedeki Uzman Doktorlar kendiişlerine bakacaklar. Ben pratisyen arkadaşlarla bu işi yapacağım. Aile hekimleri ile yapacağım. 20 tane pratisyen hekim Malatya için yeterli olur. Her şey kayıt altına alınacak. Malatya’daki bütün Covıd-19 hastalarına müdahale yetkisi versinler bana. Çok kolay yöntemler ile bu hastalığın Malatya’da nasıl bitirildiğini göstereceğim. 

Ebubekir Atilla’nın Röportajı