Siyaset
Giriş Tarihi : 09-10-2021 19:15   Güncelleme : 09-10-2021 19:40

HÜDA-PAR’lı Yapıcıoğlu Gıdalardaki Fahiş Fiyatlara Değindi

HÜDA-PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu gerçekleştirdiği basın toplantısında gündeme ilişkin konuştu.  Yapıcıoğlu artan gıda fiyatlarına ilişkin güdülen tarımsal faaliyetlerin kısa vadeli çözümler olduğunun altını çizerek, “Elbette denetimler yapılmalıdır ama tarım politikasında çok ciddi köklü bir revizyona ihtiyaç vardır. Çok stratejik bir ürün olan gıda üretiminde eğer kendi kendimize yeter durumundan çıkarsak ithalatçı durumuna düşersek başımız ciddi şekilde ağrır. Hükümetin gıdanın çok stratejik bir ürün olduğunun derhal farkına varması lazım.” dedi.

HÜDA-PAR’lı Yapıcıoğlu Gıdalardaki Fahiş Fiyatlara Değindi

Ülke ve Malatya sorunlarına değinen ve bunlara çözüm önerileri sunan HÜR Dava Partisi (HÜDA-PAR) Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu öncelikle ülke genelinde artan gıda fiyatları üzerinde durdu. Yapıcıoğlu “2 Haziran 2021 partimizin 4. olağan kongresinde yeniden genel başkanlığa seçildikten sonra genel merkez organlarını oluşturup görev dağılımından sonra yaklaşık 3 aydır memlekette dolaşıyoruz. Ayda ortalama 10-12 vilayetimizi ziyaret etmeye çalışıyoruz. İnşallah niyetimiz 6 aylık bir süreç içerisinde ocak ayının sonuna kadar memleketin her tarafına gitmek. Bu ziyaretlerimizde vatandaşla doğrudan temas ederek onların sorunlarını birinci elden dinlemek esnaf ziyaretleriyle esnafımızın sorunlarını tespit etmek. Muhtarlarımızla bir araya gelip istişare etmek ve sorunları çözüm yerlerine taşımak noktasında bir gayretimiz, çabamız var. Bugün buradayız.  Memlekette değişmez bir gündem maddesi var o da ekonomi, geçim sıkıntısı. Hem esnaf hem de vatandaş genel anlamda geçim sıkıntısından şikayet etmektedir.  Bununla ilgili son dönemlerde özellikle gıda ürünlerindeki artış bu konuda tarım kooperatiflerinin bin yeni market açması gündemde.  Marketçiler ve vatandaş şikâyetçi ama ortada olan bir gerçek var o da gıda fiyatlarının ortalama enflasyonunun epey üzerinde artmış olması. Daha öncede söyledik gıda fiyatlarının sadece marketlerdeki denetimle aşağı çekilmesi mümkün değildir. Evet, bazı marketler piyasada belki bir tekel oluşturarak veya kendi aralarında anlaşarak fiyatları yukarı çekmek ve vatandaşı zarara uğratacakları canından bezdirecekleri noktaya çekmek suretiyle haksız kazanç elde ettikleri doğru olabilir. Bunun mutlaka denetlenmesi kontrol altına alınması gerekir. Ama şunun unutulmaması lazım ki gıda fiyatlarının tırmanışının tek sebebi marketçilerin yada perakendecilerin yada bazı gıda toptancılarının fiyatlarla oynaması değil. Gıda fiyatlarının yukarıya çıkmasının pek çok nedeni vardır bunların en başında da belki tarım politikaları ve tarım girdilerinin çok artmış olmasıdır. Tarımsal faaliyet yapabilmek için toprağa ihtiyaç var toprak kiraları artmış toprağın suya ihtiyacı var o suyun toprakla buluşması için çok sefer enerjiye ihtiyaç var enerji fiyatları çok ciddi şekilde artmış özellikle elektrikle sulama yapan çiftçilerimiz bu konuda çok şikayetçi ve elektrik fiyatlarının enflasyonun yaklaşık 4 katı arttığı gerçeği karşısında bu feryadı duymak gerekir. Tarımsal girdilerin önemli alanlarından bir tanesi gübredir ki bu gübre, ilaç bunların ham maddesinin önemli bir kısmı dışarıdan geliyor. Memleketimizde üretilen gübrenin de ham maddesi dışarıdan geldiği için gübre fiyatlarındaki artış durdurulamıyor bazı gübre çeşitlerinde bu artış yüzde 100-150’yi geçmiş durumda ortalama yüzde 50 civarında gübre fiyatlarında bir artış vardır.  Tohum fiyatları hakeza artmış durumdadır. Üretilen tarımsal ürünün pazara ulaşması için nakli ücretleri yine akaryakıt fiyatlarından dolayı ciddi şekilde artmış durumdadır. Bütün bunlar gıda enflasyonunun sebepleridir. Bu tarımsal maliyetlerin girdilerini düşürmeden planlı bir tarım yapılmasını temin etmeden sadece marketteki fiyatlarla fiyat etiketiyle uğraşmak çare değildir. Elbette denetimler yapılmalıdır ama tarım politikasında çok ciddi köklü bir revizyona, değişime ihtiyaç vardır. Bazı ürünlerin fiyatlarının yükselmesi halinde dışarıdan sıfır gümrükle bazı malların ithalatına izin vermekte çare değildir. Kısa vadede belki bu davranış fiyatları aşağı çeker ama uzun vadede çiftçimizi daha da zora sokar ve çiftçi yeterince kazanamadığı için üretim yapmaktan vazgeçerse sonraki dönemlerde fiyatlar iyice yukarı çıkar ve çok stratejik bir ürün olan gıda üretiminde eğer kendi kendimize yeter durumundan çıkarsak ithalatçı durumuna düşersek başımız ciddi şekilde ağrır. Hükümetin gıdanın çok stratejik bir ürün olduğunun derhal farkına varması ve buna göre tarım politikalarını gözden geçirmesi gerekir.” ifadelerine yer verdi.

“MECLİS DIŞINDAKİ MUHALEFET PARTİLERİ DE MUTLAKA BU SÜRECE KATKI VERMELİDİR”

Sık sık gündeme gelen anayasa değişikliğine dair de görüşlerini paylaşan Yapıcıoğlu, “Yine siyasetin gündemindeki konulardan bir tanesi 2012 yılında partimiz kurduğumuzdan bu yana Türkiye’nin acilen yepyeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu mütemadiyen söylüyoruz. Bununla ilgili diğer siyasi partilere kamuoyuna önerilerimiz sunduk.  Şuanda hem iktidar, hem cumhur ittifakı hem millet ittifakı hem de herhangi bir ittifakta yer almayan partiler yine aynı noktada bir anayasa değişikliğinden bahsediyorlar fakat bir türlü siyasi partiler bir araya gelemiyor.  Unutulmaması gereken şu ki bu memleket yeniden parlamenter sisteme dönecekse de bu ancak bir anayasa değişikliği ile olur.  Sayın Cumhurbaşkanı kendi taslaklarının hazır olduğunu meclisteki diğer partilerinde bu konuda hazırlık yapması gerektiğini söyledi.  Biz daha ileri bir şey söylüyoruz. Diyoruz ki anayasayı yapmak bütün toplumun işiyse anayasalar toplumsal sözleşmesi ise meclis dışındaki muhalefet partileri de mutlaka bu sürece katkı vermelidir.  Biz HÜDA-PAR olarak bu konuda elimizden gelen katkıyı vermeye hazırız. Bize göre yeni bir anayasa yapabilmek için toplumun farklı kesimindeki temsilcileri bir masa etrafında bir araya gelebilmelidir.  Bu memleketin 40 yıldır yönetildiği darbe anayasasından kurtaralım. Acilen Türkiye’nin sivil bir anayasaya ihtiyacı vardır.   Başkanlık sisteminde bizim de eleştirdiğimiz yönler var. Ama çözüm, 70 yıla yakın bir süre denenmiş olan parlamenter sisteme geri dönmek değil. Madem halk tarafından yüzde 70'e yakın bir destekle cumhurbaşkanını halk seçecek denilmiş, çözüm, idareyi yeniden iki başlı hale getirmek değildir. Bu sistemin aksayan yönleri tamir edilebilir. HÜDA- PAR olarak diyoruz ki bu sistem revize edilmelidir. Islah edilmiş bir başkanlık sistemiyle Türkiye yoluna devam etmelidir.” sözlerini kullandı.

“VATANDAŞ ÖZEL MUAYENEHANELERE MECBUR EDİLMEMELİ”

Hastanelerdeki randevu sisteminde yaşanan sorunlara da değinen Yapıcıoğlu, “ Biri diş tedavisi için hastaneden randevu istemiş ve tam 5 yıl sonrasına gün vermişler. Bu gerçekten akıl alır gibi değil. Bu sistemin ciddi şekilde sorgulanması gerekmektedir.  Vatandaş özel muayenehanelere mecbur edilmemeli.  Kamunun vermiş olduğu sağlık hizmetleri hem diş alanında hem de diğer alanlarda yeterli hale getirilmelidir. Devasa hastaneler yapıp ve eğer vatandaş o hastanedeki uzman hekimlerden randevu alamıyorsa yada çok uzun süreler sonrasında randevu alıyorsa bu sistemin mutlaka yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.” şeklinde konuştu.  

Gençlerde uyuşturucu kullanımının arttığına dikkat çeken Yapıcıoğlu, "Gençlerimize sahip çıkma, onları zararlı alışkanlıklardan koruma adına mutlaka sadece hükümet değil, belki STK, diğer muhalefet partileri ile birlikte ciddi şekilde düşünmemiz ve el birliği yapmamız gerekir." dedi. Geçim sıkıntısı konusunda vatandaşın feryadının duyulması gerektiğini kaydeden Yapıcıoğlu, önümüzdeki seçimlerin en önemli belirleyeninin geçim sıkıntısı olacağını söyledi.

“SİYASETİN DİLİNDEN VE ÜSLUBUNDAN DA ŞİKAYETÇİYİZ”

Siyasetteki üslup tarzını da eleştiren Yapıcıoğlu, bu nedenle vatandaşların da siyasilere karşı bir güvensizliğinin olduğunu belirterek, "Gerçekten memleketin HÜDA PAR'a ihtiyacı var. Eğer vatandaşlar, temas kurduklarımız HÜDA PAR'ı yakından tanısallardı, HÜDA PAR'ın memleket sorunlarına nasıl çözüm ürettiğini bilselerdi belki bu kadar ümitsiz olmayacaklardı. Bu anlamda basın yeterince sesimizi duyurmadığı için müştekiyiz. Siyaset kurumu, bu memleketin sorunlarını kavga etmeden, tansiyon yükseltmeden, milleti kutuplaştırmadan, kendi aralarında aklı selim ile sükûnetle konuşarak, tartışarak bir çıkış yolu bulabilir. Buna mecburuz. Siyasetin dilinden ve üslubundan da şikayetçiyiz." diye konuştu.  

“İSLAM ÜMMETİNİN UYANIK OLMASI, KENDİ SORUNLARINI KENDİ ARALARINDA ÇÖZMESİ GEREK”

Dış gündeme dair de görüş bildiren Yapıcıoğlu işgalci siyonist rejim mahkemesinin, Yahudilere Mescid-i Aksa'da sessiz ibadet etme hakkı vermesi ve tepkilerin ardından kararın geri alınmasını değerlendirdi. Yapıcıoğlu, şunları aktardı: “Müslümanlar veya İslam ümmeti biraz geri çekildiğinde hemen siyonistler o boşluğu dolduruyorlar. Bundan sonra da böyle olacaktır. Şu anda ümmetin içinde olduğu hal, birbiriyle didişmesi siyonistleri cesaretlendirmekte ve adım adım gitmekteler. Bazıları sanki Yahudilere ibadet hürriyeti verilmiş gibi bir saflık içerisinde olaya yaklaşıyorlar. Ama onlar adım adım Mescid-i Aksa'yı işgal etmek, hiç bir Filistinlinin yaşamadığı bir arz-ı mevud hayal ediyorlar.” İran ve Azerbaycan arasındaki gerginliğe değinen Yapıcıoğlu, "Bu gerginlik yavaş yavaş tırmanıyor. Eğer iki İslam ülkesi, birbirine komşu olan, inanç bakımından birbirine çok yakın olan iki ülke arasında böyle bir gerginlik çıkıyorsa ve tırmanıyorsa emin olun benzer gerginlikler bizim güneyimizde yapılmak istenen şey gibi adım adım bizim ülkemizin de başına gelecektir. İslam ümmetinin uyanık olması, kendi sorunlarını kendi aralarında çözmesi gerektiği kanaatindeyiz. Bu konuda her iki ülke ile ilişkisi olan ve ilişkisi iyi olan Türkiye'nin inisiyatif alması ve bu gerginliği bir an önce sonlandırması hem Türkiye için hem de iki ülke için inşallah daha hayırlı olacaktır."

Paris İklim Anlaşması'nın Meclis onayından geçmesi hakkında da konuşan Yapıcıoğlu, şöyle konuştu: “Paris İklim Anlaşmasını, dünyayı en fazla kirletenler, atmosferini, toprağını suyunu en fazla kirletenler uzaktan seyrediyorlar. Ama birilerini, o anlaşmayı imzalamak konusunda teşvik ediyorlar. Şu anda tabiat, toprak, su hava hepsi birlikte bize dedelerimizden miras kalmamıştır. Torunlarımıza da bırakmamız gereken bir emanettir. Allah, bize 'Yiyiniz içiniz, israf etmeyiniz' diye emrediyor. İsraf sadece artan yemekleri çöpe atmak değildir. Allah'ın hükmü olan tabiatı sınırsız bir şekilde kullanabileceğimizi ve kirletebileceğimizi düşünürsek akıbet hayır değildir bizim için."

Hanife Yiğit