Türkiye
Giriş Tarihi : 23-08-2013 14:19   Güncelleme : 23-08-2013 14:19

Çarsi'nin Gezi Pismanligi

Besiktas'in sembol isimlerinden Alen Markaryan, 'Bugüne kadar, insanlik adina sosyal mesajlar verdik. Besiktas'i seven tribünde siyaset yapmaz' diyor.

Çarsi'nin Gezi Pismanligi
 

Fatih Vural'lin röportaji

Besiktas'in Çarsi grubu denildiginde akla gelen ilk  isim  hiç süphesiz Alen Markaryan'dir. 1990'dan geçtigimiz yila kadar,  ara  vermeksizin Çarsi'nin tribün  liderligini  yürüten Alen; konusmalari , verdigi konferanslar ve spor  yazarligi  gibi farkli kimlikleriyle de bir amigodan çok daha öteye geçti. O artik sadece bir spor  yazari  ve Besiktas için farkli hedefleri var; yöneticilik gibi!  Gezi  Parki olaylari sirasinda Çarsi'nin adini hep duyduk ama Alen Markaryan'in adini hiç duymadik. Simdi konusma sirasi onda... "Çarsi,  Gezi  Parki'nda olmamaliydi!" diyen Markaryan, "Besiktas'i seven insan, tribünde siyaset yapmaz!" seklinde devam ediyor...

EGOLARINI TATMIN ETTILER

Besiktas'taki restorani Alenî'de görüstügümüz Alen Markaryan: “Besiktasli olmayan birisinin benimle omuz omuza yürümesine karsiyim! Senin isminin altina insanlar giriyor ve kendi egolarini tatmin ediyor.” (Fotograf: Ali Çelik)

Çarsi grubu amigolugundan  neden geriye çekildiniz?
Bu, asagi yukari 4-5 senedir zihnimdeydi. En tepeye çiktiginizda, herkes sizi seviyorken bir seyi birakmalisiniz. Bu düsünceyle yola çiktim. Her seferinde “Tribün sensizlige hazir degil. Bu seneyi de atlatalim” denile denile 50 yasima merdiven dayadim. Benim Besiktas'a dair baska hedeflerim var.

KEDI BILE BIZDEN SORULUR!

Ne gibi?
Besiktas kulübünün herhangi bir biriminde görev almak, yönetim kurullarinda görev almak. Iyi yaptigim; insanlarla, derneklerle, basinla kurumsal iliskiler kurmak gibi kafamda bir sürü düsünce var. Yönetim kurullari, baskan adaylari, baskanlar; 'camiadan bir tepki gelir mi' çekingenligiyle böyle bir seyin içine girmek istemiyorlar. Ben Besiktas'a hizmet edebilecegimi düsünüyorum. Tribün lideriyseniz, çok farkli insanlarla muhatap olmak zorundasiniz, 7/24. Gecenin 12'sinde abisi evden kaçan birisi, “Abi ne olur arasan? Sadece senin telefonunu açar” diyor, telefonda. Bir ara Besiktas'ta kedi ölse bize soruyorlardi.

Yöneticiler neden bir taraftar liderinin yönetim kurulunda olmasina soguk bakiyor?
Bizim camiada tutuculuk ön planda. Bundan mütevellit, eski üyelerin tepkileriyle karsilasmak istemiyorlar belki de. Benim oldugum yerlerdeki farkli birikimleri istemiyor olabilirler. Geçmis dönemde, Anadolu derneklerinde gece yapildiginda, “Alen varsa, biz gelmeyiz” diyen yöneticiler biliyorum.

Neden öyle diyorlardi?
Çünkü ben oraya gittigimde ilgi ve alaka bana yogunlasiyor. Bunu yasamak istemiyorlar. Benim de artik çocugum büyüyor, onunla ilgilenmem gerekiyor. Yas bir yere geldi. Fiziken de, zihinsel olarak da yoruluyorsunuz. Özellikle son üç senede tribüncü kimlikler de uzaklasiyor. Bunlarin hepsi bir kutuda birikince, geride durmak istiyorsun.

Alen Markaryan, su an Çarsi'nin neresinde?
Besiktas'ta amigoluk silsilesi var.

Siz ne zaman aldiniz bayragi?
Ben çiktigimda amigo yoktu. Asagi yukari 10-15 kisi tribünde öne çikiyorduk. 1990'dan sonra valilik bir karar aldi. Set dedigimiz tasin üzerine bir kisi çikacakti. Çok fazla düsen oluyordu. Bir, bir buçuk sene o 100 metrelik tasin üzerine tek basima çiktim. Bütün kapali tribünü geziyorduk, tasin üzerinde. Bu döneme gelen kadar birçok sey degisti. Eskiden ara ara bagirilirdi. 2000'li yillara dogru devamli tezahürata baslandi. Tüm tribünlere örnek olduk. Alen'in futbol ve futbol disi aktörlerle iliskileri hep pozitif oldugu için bu yönde kanaatler olustu. Ben bir amigo olarak da ilk defa eline kalem verilen, önüne mikrofon konulan insanim. Amigolara “serseri, çapulcu” diye bakanlarin görüsleri degisti. 6-7 sene içinde 100'e yakin üniversitede panel yaptim.

Gelelim Gezi olaylarina... Orada gördügümüz Çarsi'daki o siyasi bölünmede, sizin geri çekilmeniz bir etken mi?
Ben hayatimin hiçbir yerinde yamulmadim. Hep dik durmaya çalistim. Benim bir felsefem var: “Sporun içinde siyaset olmamali!” Siyasetin her kademesiyle sporun içine girdigi bu dönemde, Besiktas da ayricaligini göstermeliydi. Siyaseti hiçbir sekilde içinde barindirmamaliydi. Öyle arkadaslarimiz da var zaten; ama…

'SOL' DEGIL SOSYAL MESAJ

Etkili mi olamadilar?
Gezi olaylarina bir 'sistem' olarak baktiginizda, sistem bir günah keçisi ariyordu. “TOMA'lar çalindi, vinçler çalindi” denildi. Gezi'ye gidiliyor, devamli propaganda yapiliyor. Çarsi'nin buralarda olmamasi lazimdi. Ben mesela devam ediyor olsaydim, yapilan her haberde çikar açiklama yapardim. “Biz orada degil, buradayiz” diye. Bir açiklama yapilmaliydi, “Tamam agaçlar kesilmesin diye eylemler yapildi; ama bu baska bir yere dogru gidiyor. Çarsi bir çevreci olarak destek verdi ama olmasi gerektigi yere, tribünlere dönüyor” diye. Olmadi! Çarsi, bugüne kadar hep sosyal mesajlar verdi. Sol mesajlar degil! Insanlik adina. Siarimiz da oydu bizim; kiyida, kuytuda kalmis insanlarin sesi olabilmek. Ondan sonraki görev, kolluklarin. Çizgilerin disina çiktiginiz zaman, mutlaka disaridan size cephe açiliyor. Ne kadar iyi olursaniz olun. Benim bu fikir ayriligim, zaten dolmus olan bardagi tasirdi. Istemiyordum. Çarsi tribünde olmali ve bu islere hiç karismamaliydi.

Bu düsüncenizi beyan ettiniz mi?
Bunu beyan edemem; çünkü asagi yukari bir senedir, tribün liderliginin içinde yokum. Bir konusma ortami olmadigi için de hep üçüncü laflarla laflar gidip geldi. Bizim surat ifademize bile bir anlam yükleniyor. O yüzden Taksim'e de çikmadim. Besiktas'a inmedim. Evimden dükkânima gidip geldim, dedikodulara mahal vermemek için.

Gezi'de ilk üç günden sonra ne oldu, nasil okudunuz?
Siddetin her türlüsüne karsiyim. Ben hayatimda karinca ezmedim. Siddetin oldugu yerde, istisare olmazdi. Iki taraf için de geçerli. Devleti karsiniza almak gibi bir lüksünüz var mi? Çarsi bir tribün kültürüdür, bir tribün hareketidir. Asla ve kat'a sokakta olmamalidir. Evet, mazlumun sesi olabilmelidir; ama sinirlari belli olmak sartiyla. Ana tema, bu. Ben 1 Mayis'ta Çarsi flamasiyla yürüyenlere de karsiyim!

Neden olmamali?

Çünkü o flamanin altina baska mantalite ve renklerde olan insanlar da giriyor. Ben, Besiktasli olmayan birisinin benimle omuz omuza yürümesine karsiyim! Senin isminin altina insanlar giriyor ve kendi egolarini tatmin ediyor.

GEZI TRIBÜNDE SÜRÜYOR!

Dün görüstügümüz Çarsi'nin kuruculari da, Gezi'de, Besiktasli olmayanlarin Çarsi tisörtüyle dolasip “Ben Çarsi'liyim” dedigini söyledi.
Yeni bir moda var: “Ben Fenerbahçeliyim ya da Galatasarayliyim; ama yükselenim Çarsi!” Bana çok komik geliyor bunlar. Kendi mecranda egonu tatmin edemiyorsun, baska bir mecrada egonu tatmin ediyorsun ve bundan zevk aliyorsun. Besiktas camiasina ve kulübüne, hiç kimse gömlek giydiremez! Besiktas kimseye kimlik veremez! Böyle bir seye her Besiktasli 'dur' demeli! Besiktas'i seven insan da, tribün içinde siyaset yapmaz! Yeni bir sey çikti: “34. dakikada bagirin.”

Tam da onu soracaktim…
Çevik Kuvvet, hesapta, statta flama açmis: “Biz buradayiz, Çarsi nerede?” diye. Bu ayni, Gezi olaylari sirasinda atilan yalan, dolan tweet'lere benziyor! Bilgi kirliligiyle insanlari bir arada tutmak, hengamenin içine atmak, provoke etmek… Bunu bana söylediler, güldüm. Çevik Kuvvet'in flama açmasi mümkün mü? Bunlara insanlar kanmamali. Gözlemci raporlarinda da var. Statta üç kere,15'er saniye bagirilmis. Zaten esas tribün çocuklarinin bagirmadigini da biliyoruz. Bu olaylara karismadigini da biliyoruz.

Araya giren, sizan insanlar mi var?
Evet; ama bunlar da bitecektir. 34 maçi kovalayacak halleri yok, bu insanlarin... BITTI  


Alen, 1990 yilindan geçtigimiz yila kadar Çarsi tribününü atesledi

KONUSA KONUSA ÇÖZDÜK...
90'LARIN SONUNDA FIKIR AYRILIKLARI YASANDI

Çarsi'nin yekpare bir bütün gibi algilanmasinda, birlestiriciliginiz etkili oldu mu? 
Her zaman tribünün dengesi oldum. Yüzlerce çesit insanin ve düsüncenin oldugu yerde, hep “Besiktaslilik” kimliginde birlestirdik insanlari. “Insanlarin ideolojileri, stattaki turnikelere kadar geçerlidir. Ondan sonraki tek kimlik, Besiktasliliktir” diye her yerde söyledim. Bu söylem de çok tuttu. Bölünmeler çok zaman yasandi, ama sagduyulu yapimiz hep bunlarin üstesinden geldi.

Hangi dönemlerdi, özellikle?
90'larin sonuna dogru, “sagci-solcu” ayrismasi vardi; ama çok kisa sürdü.

Nasil önüne geçtiniz?
Iki tarafla da oturduk ve konustuk. Hepsi arkadaslarimiz. Bunlarin tribüne çok zarar verecegini konustuk. Sonra da helallesildi, siyaset yapilmadi. 1977-78 yilindan beri Besiktas tribünlerinin içindeyiz. Çocuklugumuz burada geçti. Besiktas, dünyadaki iki, üç semt takimindan bir tanesi. Taraftari da öyle. Benim savundugum ve yöneticilere sürekli dile getirdigim gibi, “futbolcu-taraftar-yönetici” üçgeninin çok iyi kurulabilmesi gerekiyor. Bunu cografi olarak da kanitladik. “Inönü-Akaretler ve Fulya” üçgeninde, inanilmaz bir basari yakalanmisti. Hatta 2003'te 110 metre boyunda bir flama açtik, “Futbolcu-yönetim-taraftar el ele-Hep beraber zafere” diye. O yil 100. yilimizda büyük bir zafer kazandik. 

Simdi “yönetici-taraftar liderleri” iliskisini kisitlamaya çalisiyorlar. Bence tam tersi, bir yöneticiyle tribün liderleri haftada bir gün durum degerlendirmesi yapmali. Ben bunu basarmistim. Süleyman Seba döneminde, yöneticilerle durum degerlendirmesi yapardim. Serdar Bilgili, Yildirim Demirören döneminde de öyle. Yöneticiler de polisle ve emniyetle diyalog halinde olmali.






-TÜRKIYE GAZETESI-