Malatya
Giriş Tarihi : 25-02-2018 15:48   Güncelleme : 25-02-2018 15:48

“Bu Topraklar Satranç Kareleri Degil, Yüregimizden Parçadir”

Birlik Vakfi Il Subesinin düzenlemis oldugu irfan sohbetleri kapsaminda Kültür ve Turizm Bakanligi Daire Baskani Muhammed Hakan Tanriöver Misak-i Milli Yeniden Türkiye’yi Davet Ediyor adli konuyu ele aldi. Burada Tanriöver tarihte yasanan olaylara dikkat çekip, “Vatan sabirdir, mirasyediler anlayamaz. Bugün Türkiye, Anadolu’da bir var olma mücadelesi vermektedir ve bu topraklar her türlü oyunun oynanacagi satranç kareleri degil, yüregimizden bir parçadir. Mîsâk-i Millî’ yi unutmamak, bu mücadelenin ilk ve önemli sartidir.” dedi

“Bu Topraklar Satranç Kareleri Degil, Yüregimizden Parçadir”

>>Hanife Sari

Kültür ve Turizm Bakanligi Daire Baskani Muhammed Hakan Tanriöver Birlik Vakfi Malatya Subesine konuk oldu. Burada Tanriöver, irfan sohbetleri kapsaminda Misak-i Milli Yeniden Türkiye’yi Davet Ediyor konusunu anlatti. Tanriöver konu hakkinda: “Mîsâk-i Millî, “Millî Ant”, yani “Millî Yemin” Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kirmizi kitabidir, bizim milli andimizdir ve yakin dönem “Türk Tarihi'nin Kizil Elmasi'dir. Islâm dünyasinda üç aile vardir. Âl-î Resul, Âl-î Selçuk ve Âl-î Osman. Muazzez Peygamberimiz (SAV) nübüvet risaletiyle mühürlendikten sonra Mekke'den, Medine'ye hicret etmis ve Islam’in ilk sehir devletini Medine’de kurmustur. Kurmus oldugu bu sehir devleti daha sonra Mekke’nin fethi ile taçlandirilarak, Arap yarimadasinda önemli bir devlet haline gelmis ve bu sayede Islam’in nurlu isigi bütün Arap yarimadasini isildatmistir. Al-i Selçuk'la Islam’in bulusmasi, Mâverâünnehir’de olmus ve bu büyük bulusmanin arka planinda Horasan Erenleri yer almistir. “Horasan” kelime anlami itibariyle günesin dogdugu yer anlamina gelmektedir. Horasan Erenleri, yetistirmis olduklari büyük Islâm alimleri ve Horasan’da 1071 yilinda Sultan Muhammed Alparslan'in önderligindeki Büyük Selçuklu ordusuyla, Anadolu'nun kapilarini Müslüman Türklere açmistir. Bu süreçte Sultan Alparslan, Anadolu’ya girdiginde emrindeki Türkmen beylerini ve ilim adamlarini bölgelere ayirarak, Dulkadir, Artuk, Danismend, Saltuk, Sökmen Alperenleri Anadolu’ya dagitmis ve tekkeler, hanlar, hamamlar, imalathaneler, medreseler, kervansaraylar kurmustur. Tipki muazzez Peygamberimizden (SAV) Medine’de ögrenmis olduklari o sehir devletini Islam’in bir hayat biçimi, bir felsefe ve bir alt yapi olarak gelismesini Horasan Erenleri Anadolu’da baslatmistir. Horasan Erenlerinden Hoca Ahmet Yesevî'yi rahmetle aniyorum. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Yunus Emre, Niyazi Misrî, Haci Bektâs-i Velî, Sadreddîn-i Konevî, Islâmin zirve isimleri hepsi Selçuklu'nun bu büyük medeniyeti içerisinde hayat bularak Anadolu’yu Islamlastirmislardir. Selçuklular, Islâmin bu serefli omzunu Katolik Haçlilara karsi yüklenerek önemli bir devlet haline gelmistir. Büyük Selçuklu Devletini, diger kurdugumuz Türk devletlerinden ayiran en temel özellik, Islam’in vahdet-i vûcud özelligini tasiyan bütünlestirici bir yapida olmasidir. Selçuklu Devleti bu Anadolu topraklarini imar etmis, Müslümanlastirmis ve Islam’i buradan dünyaya yaymayi basarmistir. 1243 Mogol ve Kösedag Savasinda Selçuklu Devleti yenilmistir. Konya, Mogol istilasina ugramistir. Ancak Islâmin serefli yükünü omuzlayan bu beylikler Selçuklu’dan ve Konya’dan ayrilmislardir. Anadolu’da her biri birer bagimsiz beylik olarak yasantilarini devam ettirmislerdir. Islam’in sancaklari olmayi sürdürmüslerdir. Ancak hedef belliydi, hedef Bizans'ti ve bu Bizans’a karsi mücadele edebilmek için tekrar kendi içlerinde yeni bir devlet kurmali, o devletin etrafinda birlesmeliydiler. Âl-î Osman, yani Osman Bey bu devletin kurucusu oldu.  Osman Bey'e bu devleti kurma görevini veren yine Horasan Erenleri silsilesinden gelen Seyh Edebali Hazretleridir ve yine devletin önemli padisahlarini, önemli pasalarini, devletin önemli idaresini hep bu Horasan Erenlerinden gelen silsile yetistirmistir. Osmanli asirlarinda tasavvufi kültürünün hâkimiyeti kendisini hissettirmis, toplumun her kesimine huzur ve umut bahsetmistir. Bakü’de Yahyâ-yi Sirvâni’den, Kahire’de Ibrâhim Gülsenî’den, Hindistan’da Imam-i Rabbani’den, Sam’da Halid-i Bagdadi’den feyz alan bu topraklarda ilimle irfanin, fikirle felsefenin, hikmetle devlet-i ebed-i müddetin devamliligi saglanmistir. Islâm’in nurlu vazifesini üstüne alan bu aziz Millet, bu fedakâr Millet, dünyadaki bütün bu cografyalara Islâm’in nurlu isigini, vahdet-i vûcudu anlayisiyla yaymistir. Osmanli ve Selçuklu’nun en genis sinirlari buralara ulasmistir. Bugün buralar vatandan ayri düsmüs kardes cografyalarimizdir. Necip milletimizin bütün bu topraklarinda sehitligimiz bulunmaktadir. Bugün Türkiye aldigi bu büyük degerli ve önemli mirasla dünyanin her tarafina verilecek insani bir mesajla ortaya çikmis, bir vicdan kültürünün temsilcisi oldugunu dünyadaki bütün cografyalara vermeye çalismistir” ifadelerine yer verdi.  

“MILLETIMIZI, YÜZYILI BILE BULMAYAN KISA BIR TARIHE MAHKÛM ETME YAKLASIMINI REDDEDIYORUZ ”

Ardindan Tanriöver: “Mîsâk-i Millî “Millî Ant”, nasil Konya Mogol istilasina ugrayip Konya bas sehri düstüyse, Istanbul da Ingiliz esaretine ugrayinca Osmanli Devleti Erkân-i Hârbîyesi, kurtulusu Anadolu'da görmekteydi. Bu yüzden devlet, en kiymetli pasalarini Anadolu’ya göndermistir. Onlara bu Pasalik payesini veren Sultan II. Abdulhamid Han’dir ve onlar Istanbul Ingiliz esareti altina girince Anadolu’yu kurtarabilmek için Osmanli Hanedani tarafindan Anadolu’ya gönderilmislerdir. Mustafa Kemal, Erzurum mebusu olarak son Osmanli Mebusan-i Meclisine katilmistir. Sultan Vahdettin Han, son Osmanli padisahi, Osmanli Mebusan-i Meclisine hitap ettikten sonra ikinci sözü Mustafa Kemal almis, Sivas ile Erzurum Kongresinde almis oldugu kararlari ve Mîsâk-i Millî kararlarini orada Erzurum Mebusu sifati ile anlatmistir. Bu kararlarin ne olduguna iliskin metnin giris kismi söyledir: Son Osmanli Mebusan-i Meclisi üyeleri yapabilecekleri fedakârligin en son sinirini belirleyen esaslarla devletin istiklâli ve milletin istikbâli için tümüne uymakla saglanabilecegi askeri hükümleri burada belirtmistir. Yani Mîsâk-i Millî disari çikilmasi mümkün olmayan sinirlari degil, tam aksine daha fazla taviz veremeyecegimiz sinirlari göstermistir. Çok açiktir ki bu Millî Ant’in yani Mîsâk-i Millî'nin ifade etmis oldugu çerçeve bizim asil vizyonumuz degil razi olabilecegimiz asgari sinirlari göstermektedir. Milletin ufkunu ve gönül cografyasini bu çerçeve içine sigdiramazsiniz. Çünkü bizim yasadigimiz cografyada bin yillik Osmanli-Selçuklu geçmisimiz vardir. Bir kadîm medeniyeti yok sayip milletimizi, yüzyili bile bulmayan kisa bir tarihe mahkûm etme yaklasimini buradan reddediyoruz.  Mîsâk-i Millî’ye göre Musul ve Kerkük Bölgesi, Halep ve Zoor Bölgesi, Batum ve çevresi, Bati ve Kuzey Trakya Bölgesi Müslüman Türk yurdudur. Bu bölgeler, Mîsâk-i Millî sinirlari içerisindedir. Mîsâk-i Millî sinirlari içerisinde kalan bu bölgelerle beraber büyük Türkiye Devleti'nin yüz ölçümü 1.083.683 km²’dir. Mîsâk-i Millî sinirlari içerisinde büyük Türkiye Devleti'nin 103.139.205 vatandasi yasamaktadir. 269.105 km² topragimiz, 24.398.000 dindas ve soydasimiz mübarek Anadolu topraklarindan ayri kalmistir. Buralar bin yildan fazla süre bizler tarafindan yönetilmis Müslüman Türk yurdudur. Bu itibarla Sayin Cumhurbaskanimizin ifade ettigi üzere Mîsâk-i Millî kapanmamis parantezin kilididir. Son yedi yildan beri devam eden krizler, istikrarsizliklar sebebiyle artik Irak ve Suriye sinirlari hukukî mesrûiyetlerini kaybetmistir. Suriye ve Irak’ta toplam 1400 km’ye yakin sinirimiz vardir. Türkiye bugün bölgenin istikrari için oradadir. Bu topraklar her türlü oyunun oynanacagi satranç kareleri degil, yüregimizden bir parçadir. Mîsâk-i Millî’yi unutmamak, bu mücadelenin ilk ve önemli sartidir” sözlerini kullandi.

“TÜRKIYE, BÜYÜK BIR VICDAN IMPARATORLUGUNUN TEMSILCISI OLARAK MÜCADELE VERMEKTEDIR”

Son olarak Tanriöver sunlari kaydetti: “Unutmayalim ki biz ahlâkini iman yaparak, Allah’ina teslim olmus bir memleketin sahipsiz vicdâninin bugün yegâne temsilcileriyiz. Bu tarihi süreçte Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Mîsâk-i Millî sinirlari içerisinde varligini ve aidiyetini asla kaybetmemistir. 24 Temmuz 1923, bir anlamda Mîsâk-i Millî’nin reddi olan Lozan kararlarinin kabul edilme yil dönümü, 24 Temmuz 1958 Mîsâk-i Millî topragi olan Kibris’a asker çikarmamizin engellenmesi, 24 Temmuz 1995 “Bati Trakya Mîsâk-i Millî topragidir.” diyen Bati Trakya Türklerinden Sadik Ahmet’in sehit edilmesidir. 24 Temmuz 2015 Türkiye’nin Güneydogusu’nda Hendek Savasi baslatilmistir. Geçmiste Selçuklu nasil sekiz kez Haçli Seferine maruz kaldiysa, Osmanli nasil direndiyse, ne zaman ki biz Batiya karsi, emperyalizme karsi “bu ümmetin vicdani biziz, bu ülkelerin sorumlulugu bizim üzerimizde” dedigimiz an bizim üstümüze gelmeye baslamislardir.  Nisan 2013 yilinda Türkiye Kuzey Irak Bölgesel Kürt yönetimiyle bir enerji antlasmasi yapmistir. Misilleme olarak bunun karsisinda hemen gezi olaylari çikmistir. Bu, bunun karsi hamlesiydi, hükümeti çökertmek üzere bütün gayr-i milli unsurlar, Istanbul’a gelmis ve bu gezi olaylarini organize etmistir. Gezi olaylarini savusturduk. Arkasindan 17-25 Aralik örtülü darbesi gelmistir. Türkiye bu 17-25 Aralik örtülü darbesini savusturmus, hemen karsisinda Hendek Operasyonlari baslamistir. Bu Hendek meselesi Türk Ordusu’nun, Türk Polisi’nin, Türk Koruyucusu’nun en az Milli Mücadele kadar büyük oranda mücadele ettigi, direndigi ve en az onun kadar büyük bir basaridir. Hendegin karsi cevabi, 15 Temmuz Gülen gladyosunun Türkiye’ye yönelik bir isgâl ve iç savas girisimiydi. Buna darbe girisimi demek çok hafif bir tabirdir. Sinirin asagi tarafinda toplanan isgal kuvvetleri, buradaki sinir kapilarinin açilmasiyla öncelikli olarak Kilis’e, Gaziantep’e, Sanliurfa’ya ve Hatay’a gelecekler, buradan bir Sünni, Sii savasinin alt yapisini olusturmaya çalisacaklardi, Türkiye’yi karistiracaklardi, biz vatansiz kalacaktik. Ama Allah bu millete cesaret verdi, Hristiyan, Katolik Hristiyan ve Yahudi Siyonist oyununa teslim olmamis ve Türkiye 15 Temmuz’dan güçlenerek çikmistir. 15 Temmuz’un cevabini Firat Kalkani harekati olarak yaptik. Onun karsi cevabi Barzani Referandumu olarak gelmistir. Barzani Referandumun arkasindan Idlip Operasyonunu yapiyoruz. Sinirimizin hemen 100-150 km asagisinda Türkiye, büyük bir vicdan imparatorlugunun temsilcisi olarak baris götürmek için, Ila-yi Kelimetullah için, yine ümmetin iyiligi için büyük mücadele içerisindedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bizim ilk degil son devletimizdir. Tarih turnusol kagidi gibidir, ihanetle sadakâti tasrif etmekle kalmaz, gelecegin hafizasina da nakleder. Vatan sabirdir, mirasyediler anlayamaz. Bugün Türkiye, Anadolu’da bir var olma mücadelesi vermektedir. Bu mücadeleye saray savasi diyenler Amerikan propagandasinin müfreze timinin subaylaridir. Türkiye zafere ilerleyen savasin en ön cephesindedir.  Ben sözlerimi bitirirken yürek bohçasinda Müslüman’a dair agit ve umut tasiyan her yere, herkese selâm olsun diyorum.”