KAZANAN YÜZDE 52 DEĞİL, 80 MİLYON OLDU

17.4.2017

Muhammed Ali Günaydın

Facebook Paylaş Twitter Paylaş Haberi Yazdır

3 Kasım 2002 tarihinden itibaren halk, seçimlerinde istikrarını kaybetmedi. Yine kazanan Türkiye, Yine kazanan Anadolu insanı oldu. Yeni Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi modeline 17 Nisan sabahıyla merhaba dedik. Artık sistem değişikliği ile ilgili tartışmaları ve yaşanan kavgaları bir kenara bırakmak, geleceğe odaklanmak, yeni ekonomik yatırım modellerini hayata geçirmek, istihdam oluşturmak ve refahı artmak gerek…

Dün dünde kaldı, bugün ise daha Büyük ve daha güçlü bir Türkiye var. Kimse kaybetmedi, hatta yüzde 48’lik kesim bile. Onlar da kendi gelecekleri için Hayır demişlerdi, ama bugün Evet çıktı diye gelecekleri karardı mı diyeceğiz. Yahut yüzde 48’i dışlayıp, onları ayrı bir yerde mi idare edicez. Elbette hayır. Farklı düşünen, farklı bakış açısıyla olaylara bakan insanlara da ihtiyacımız var. Zira o Hayır diyenlerin içinde akrabalarımız, dostlarımız, komşularımız var, onları nasıl dışlayabiliriz ki. Bunun için yeni Cumhurbaşkanlığı sistemini yürütecek iktidarın, neden Hayır denildiği konularının üstünde durup, Hayır diyenlerin endişelerine ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek yol ve yöntemleri uygulamaya koymalıdır…

Ülke Bizim Ülkemiz…

Ülke bizim ülkemiz, bir şey yapacaksak bunu birlikte yapmalıyız. Elbette içimizde sabit fikre yönelmiş, kin ve haset duyan bir kesim de var. Cumhurbaşkanlığı Hükümeti bunlara bir Doktor-Hasta, Öğretmen-Öğrenci, Ebeveyn-Çocuk ilişkisi içinde çözmelidir. Hasta ise Doktor gibi ilaç vermeli, tedavi etmeli ve derdine derman olmalı. Bilmiyor ise, öğretmen gibi eğitmeli, doğru bilgiyi aşılamalı ve kaliteli bireyleri yetiştirmeli. Çocukluk yapıyor ise, bir ebeveyn gibi onu terbiye etmeli, ebed ve ahlakı öğretip, kültürüne, inancına ve değerlerine sahip çıkan bireyler haline getirmelidir…

Seçim Sonuç Analizi…

Gelelim seçim sonuçlarına; Ak Parti genel itibari ile baktığımızda 800 bin ile 1 milyon arasında bir oy kaybı yaşadı. MHP’nin ancak yüzde 30’u yani 4 kişiden ancak 1’i Evet diyebildi. Yüzde 48’lik oy ise ne CHP’nin, ne HDP’nin ne de başka bir partinin çabasının sonucudur. Yüzde 48’lik başarı doğrudan halkı Argümanlarıyla iyi yönlendirebilen ve propaganda kaynaklarını iyi kullananların bir başarısıdır. Bunu 200 yıldır Türkiye’yi Darbelere, koalisyonlara, ekonomik krizlere, mezhep-ırk ayrımına, çatışma ve kaoslara mahkûm eden Batının bir başarısıdır. Önce bizi parçalamak için fikir ayrılığını, düşmanlığı, kin ve adaveti, ırk ve mezhep ayrılığı ortaya koydular. Netice itibari ile başarılı da oldular. 2007’de Türkiye depara kalktı, farklı bir silahı kullandılar. 2011 yılında Türkiye daha da güçlendi, yine kaos ve çatışma ortamını hazırladılar. 15 Temmuz’u saymıyoruz bile… Bugün yine karşımıza Erdoğan düşmanlığı fikrini yaydılar. O gitsin isterse ülke yıkılsın diyecek bir kesim oluşturdular. Tek dertleri bu olsa iyiydi, dışardakiler ve içerdekiler birleşip sandıkta Hayır’ın mücadelesini verdiler. Yine olmadı, beceremediler…

Kılıçdaroğlu Yeni Bir Fitne Ateşini Seçim Gecesi Yaktı…

Kontrollü darbe diyerek Kontrolden çıkan Kılıçdaroğlu yeni bir fitne ateşini seçim gecesi yaktı. 8 seçimi kaybetti, hezimete uğradı ama yine aynı koltukta oturuyor, ben kaybettim diyemiyor. En son açıklamasında ise kaybetmenin nedenini YSK’ya bağladı. Birçok kez uygulanan bir yöntemi ilk defa yapılıyormuş gibi göstererek yine çamura yattı. Oy pusulaları mühürlü değilmiş. Mühürlü olanlar bitince seçimin gecikmemesi ve vatandaşın oy kullanma hakkını engellememek adına mühürsüz olanları kullanmak zorunda kalan YSK’nin kendi gönderdiğini pusulaları kullanması kadar doğal bir şey yok. Kılıçdaroğlu ya bu, yine yenilgiyi kabul etmeyecek, nedeni başka şeylerde arayacak…

O zaman gelin bir de CHP’nin tarihine bakalım. Yıl 1923 Mustafa Kemal, mecliste bulunması gereken 333 milletvekilin sadece 159 mecliste hazır bulundu ve 158 oy ile koltuğa oturdu. 367 milletvekilliği zorunludur diyen bir CHP henüz tek parti, başkası yok. Başkasının olmasına da izin yok. Yıl 1927 yine seçime gidildi, halk oylamasına girmeden milletvekilleri ile kendilerini seçtirdiler CHP yine tek parti ile başa geldi. 1935’te yine seçim yapılır Fevzi Çakmağın milletvekillerine yaptığı zulüm ve baskısı sonucu, yine tek parti, yine tek adam.

Eğer Mustafa Kemal ölmeseydi…

Düşünmeden edemiyor insan, Eğer Mustafa Kemal ölmeseydi bu tek adamlık ve tek parti zihniyeti ne zamana kadar sürecekti. Kime sorsan, bahane hazır; o gün ki şartlar bunu gerektirdi derler. Yıllarca iktidarda olan CHP, aslında halkın oyuyla hiçbir zaman iktidara gelmedi. Mustafa Kemal’in ölmesinden iki gün sonra İsmet hemen koltuğa kuruldu. Kemal’den eksiği olur mu hiç, adına para bile bastırdı. Bu zulüm ise Halkın baskı ve çaresizliği karşısında vicdanının sesini dinleyen bazı siyasetçilerin girişimi sonucu çok partili hayata geçmesiyle son buldu. Baktılar iktidar koltuğu gitti, yallah Asker göreve. Halkın kendine geldiğini anladıkları anda hemen harekete geçip darbe yapıyorlardı. Askerin en büyük destekçisi ve fitne ateşini çıkaran partiyi bugün de görebiliyoruz…

Kılıçdaroğlu Yine Hezimete Uğradı, Yine Kaybetti…

Türkiye’nin kaderini tayin edecek Anayasa metnini bile okumaktan aciz bir parti lideri, zaman olsa Hayır’a halkı ikna ederdim diyor. Nihayetinde millet yemedi bu numarayı, Kılıçdaroğlu yine hezimete uğradı, yine kaybetti. Ama kazanan Türkiye halkı oldu. Bir de bugünlerde dikkat etmek lazım, hani şu Evet çıkarsa Evetçileri Denize dökerim diyen vekil bir halt edip milleti denize dökebilir. Tabi yüreği varsa…

Kim Kaybetti, Kim Kazandı…

Kaybeden Batı oldu. Kaybeden 200 yıl boyunca Türkiye’de senaryolar çeviren, halkı darbelere, krizlere ve koalisyonlara mahkûm edenler oldu. Kaybeden Cumhurbaşkanlığı sürecine karşı propaganda yapan ve halkı birbirine kırdıran Avrupa oldu. Kaybeden dayatmacı, kokuşmuş ve yerinde sayan sistemin sahipleri oldu. Kazanan Türkiye oldu, kazanan yüzde 52 değil, 80 milyon oldu. Kazanan birlikteliğimiz, kardeşliğimiz oldu. Kazanan geleceğimiz, çocuklarımız oldu. Kazanan atalarımız ve onların bıraktığı miras oldu.

Seçim Bitti, İş Başı…

Seçim süreci geride kaldıysa artık işimize odaklanmamızın zamanı geldi. Uluslararası ticareti, Ağır sanayiyi, küresel ölçekte ekonomik planları, eğitimi daha kaliteli hale getirecek projeleri, sistemleri harekete geçirme vakti geldi. Önce ekonomik ve Eğitim alanında yatırımlara odaklanmalı. Daha kaliteli, daha yenilikçi, daha nitelikli, daha özgün, daha modern, daha teknik, daha sanatsal, daha akılcı ve mantıklı bir eğitim modelini uygulamalıyız. Yetişecek nesil; üretime, bilgiye, kültüre, sanata ve akla önem vermeli. Yeni nesil, ilim, irfan, sanat ve teknikle donatılmalı. Sadece yüzde 52 ile değil, diğer yüzde 48 ile birlikte bu ülkeyi kalkındırmalı, güçlendirmeli…

Ekonomiyi ve ticareti arttırıcı ve teşvik edici hamleleri yapmalıyız. Çalışan, üreten, yetenekli, teknik, teknolojiyi iyi kullanan bir halkın desteği çok önemli! Bu yüzden halkı, ülkeyi güçlü ve sarsılmaz hale getirecek her projeye dâhil etmeli. yeni ticari ve ekonomik arayışlara girmeliyiz. Batının hareket ettiği sömürgeci anlayışla değil, daha uzlaşmacı, birleştirici ve bütünleştirici bir politika yürütmeliyiz…

 

Ulusal Gazeteler
23 Haziran 2017 Cuma 1'inci Sayfamız
Ptt 1. Lig Puan Durumu
Nöbetçi Eczaneler

Resmi ilanlar

Yazarlar