İMAN VE İNANMA

16.2.2017

Altun Özmeşe

Facebook Paylaş Twitter Paylaş Haberi Yazdır

İmanın genel manası inanmak ve tasdik etmektir. Dindeki hükmü ise Peygamber Efendimiz (sav) Allah tarafından getirdiği kesin olarak bilinen her konuda onu tasdik etmek ve doğruluğuna inanmaktır. İnanmak ve inanmamak insanoğlunun var olduğu günden beri ilgi duyduğu en önemli konudur.

Allah’u Teâlâ’nın gönderdiği bütün peygamberler bu iki konuda insanları uyarmışlardır. İmanın faziletini, inançsızlığın ise korkunç akıbetini duyurmuşlardır. İman, insanın en değerli kazancıdır. Karanlık ile aydınlığın bir olmadığı gibi, inanan insan ile inanmayan insan da bir değildir. İnanan insanın Allah (cc) katında üstün değeri vardır.  İmanlı insan huzurlu ve mutlu olan insandır. İnanan kişi bilir ki dünyada yaptığı tüm davranışlar amel defterine harfiyen yazıcı melekler tarafından kayd edilir. Allah’a, peygambere, insanlara ve diğer tüm canlılara karşı olan görevini yerine getirirken imanın gereği gibi hareket eder.

Kur’an-ı Kerim de bu konu hakkında şöyle der: “İman edip iyi işler yapan namaz kılan ve zekât veren var ya, onların mükâfatları Rabb’lerinin katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler. (Bakara Suresi/277) İmanın merkezi kalptir. “İman, kalp ile tasdik dil ile ikrardır.” Peygamber Efendimiz (sav) bu konuda şöyle buyurur: “Kalbinde zerre kadar iman olan kimse, cehennemden çıkar. (Tirmizi)  İmanın makbul olabilmesi için de bazı şartlar vardır. Hayatı boyunca, inanmamış ve Allah’ın emir ve yasaklarını kulak arkasına atmış olan bir kişinin yaşama ümidi kalmayıp can çekişme halinde iman etmesi geçerli değildir.

İmanmış olan bir kimsenin dinin kesin hükümlerinden herhangi birini inkâr etmesi o kimsenin imanını kaybetmesine sebep olur. Çünkü dini hükümler bir bütündür. Ancak dinin bütün hükümlerine inandığı halde bunlardan bazılarını yapmayacak olursa dinden çıkmış olmaz. İnkâr başka, yapmamak başkadır. Bunları karıştırmamak lazım. İmanın makbul olmasının bir diğer şartı ise Allah’ın rahmetinden ne ümitsiz ne de emin olmalıdır. Korku ile ümit arasında bulunmalıdır. Dindeki hükümlerin hepsini kabul etmek imanın bir gereğidir. İman bir nurdur, girdiği bedeni karanlıktan alır aydınlığa tebdil eder. Bu nurun üzerimizde daimi kalabilmesi için onu amel-i salih ile muhafaza etmek gerekir. Eğer ki insan ibadet etmezse amel-i sâlih işlemezse ruhu da bedenden kolay bir şekilde çıkmaz. İyi amel kişinin kabrini nura tebdil eder, cezadan halas olarak cennete gider. Rabbimiz dilerse cemalini görmek nasip olur. Hepimizin istediği de bu değil midir?  O halde iman ve amellerimizi birleştirmeliyiz.

İman zayıf ve kuvvetli olabilir mi?  Evet iman zayıf ve kuvvetli olması bakımından farklılıklar vardır. Peygamberimizin imanı ile herhangi birimimizin imanı kuvvetlilik açısından aynı değildir. İman da böyle bir farklılığın bulunduğuna ayet ve hadislerde de işaret etmiştir. “Müminler ancak onlardır ki, Allah’ın adı anıldığı zaman yürekleri titrer. Allah’ın ayetleri kendilerine okunduğu zaman bu, onların imanını kuvvetlendirir. Ve onlar yalnız Rabb’lerine dayanır ve güvenirler. (Enfal Suresi, Ayet 2)

Rabbimiz!  İmanı kâmil ile ruhlarımızı teslim etmeyi nasip et. Son nefesteki pişmanlıktan sana sığınıyoruz. Şeytanın şerrinden, nefsimizin şerrinden, şeytanlaşmış ruhların şerrinden, Kabir azabından, kıyametin dehşetinden bizleri koru. Âmin, âmin, âmin Velhamdülillahi Rabbil Âlemin. Emanetin sahibine emanetsiniz.

 

Ulusal Gazeteler
17 Şubat 2017 Cuma 1'inci Sayfamız
Ptt 1. Lig Puan Durumu
Nöbetçi Eczaneler

Resmi ilanlar

Yazarlar