MÜNACAT

30.6.2016

Aykut Genç

Facebook Paylaş Twitter Paylaş Haberi Yazdır

   Kanepede uzanıyordu. Susamaktan ve acıkmaktan kaçmak için olabildiğince az hareket ediyor, iftara kadar zamanının büyük kısmını uyuklamalar içinde geçiriyordu.

   Uykusu yoktu. Uzanmaktan da sıkıldı. Kanepeden kalkıp masanın önündeki sandalyeye oturdu. Masada yarım kalmış, neredeyse bir aydır el sürmediği hikâye, roman ve şiir kitapları birbiri üzerine yığılmıştı. Masanın sağ üst köşesindeki takvime gözü kaydı. Bugünün tarihi tükenmez kalemle yuvarlak içine alınmıştı ve hicri takvime ait bir not düşülmüştü. Takvimdeki sayı başka olsa da ’27. Gece’ yazıyordu.

   27. gece…

   Bin aydan hayırlı olan bir gecenin kuvvetle muhtemel olan tarihi.

   Bir gece fakat bin aydan hayırlı. Rabb’in hususi bir ikramı, az amelle çok hayır kazanmanın fırsatı olan böyle bir geceyi ihmal etmek akıl karı mıydı? Şimdi edebiyat, şiir, deneme zamanı değildi. Gelip giden, gidip gelmeyen bir dünyanın peşinde koşmak zamanı hiç değildi. Dünyadan ahiret diyarına nakledilen insan artık hesaba çekileceği o çetin gün için burada, imtihan devam ediyorken bir şeyler yapmalıydı. Hele ki böyle bir gecede…

    Kolunun tersiyle önündeki kitap yığınını kenara sıyırdı.

   Abdest aldı. Odasına geri döndü. Bir miktar kaza namazı kıldı. Kur’an okudu. Seccadenin üzerinde boynunu büktü, ellerini semaya kaldırdı. Bütün günahlarını hatırlıyordu.

  ‘Senden başka ilâh yoktur; seni tenzîh ederim! Gerçekten ben (nefsine) zulmedenlerden oldum!' dedi.

   Birkaç defa tekrar etti. Gözleri yaşardı.

   ‘Rabbim, şüphesiz sen, benim saklı tuttuklarımı da, açığa vurduklarımı da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.’

   'Rabbim! Doğrusu ben nefsime zulmettim; artık bana mağfiret et!'

   ‘Eğer bana mağfiret etmez ve bana merhamet etmezsen, hüsrâna uğrayanlardan olurum.'

      Odadaki sessizlik, derin iç çekişleri ve mırıldanmalarla yırtılıyordu.

      ‘Eğer bana azab edersen, şüphe yok ki ben senin kulunum ve eğer bana mağfiret edersen, yine şüphe yok ki  Azîz (kudreti dâimâ galib gelen), Hakîm (her işi hikmetli olan) ancak sensin!'

   ‘Rabbim! Beni, anamı, babamı ve bütün müminleri kıyamet günü affeyle.’

    ‘'Rabbim! Beni ve ana-babamı ni'metlendirdiğin ni'metine şükretmemi ve râzı olacağın sâlih ameller işlememi bana ilhâm eyle ve rahmetinle beni sâlih kullarının arasına dâhil eyle!'

   ‘'Rabbimiz! Eğer unutursak veya hatâ edersek, bizi mes’ûl tutma! Rabbimiz! Bizden öncekilere onu yüklediğin gibi, bize de ağır bir yük yükleme! Rabbimiz! Kendisine (dayanabilmek için) takatimiz olmayan şeyi de bize yükleme! Hem bizi affeyle! Ve bize mağfiret eyle! Hem bize merhamet et! Sen bizim Mevlâ’mızsın; artık kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.’

   Biraz nefeslendi. Heyecanı artıyordu. Belki kırk senenin günahını yüklenen bu omuzların sahibi için tövbe edilecek ve af istenecek ne kadar çok hata ve yanlış vardı? O’nun rahmeti olmadan, kendi ameliyle nasıl kurtuluşa erebilirdi? Bu amel bir adamı en fazla cehenneme sokabilirdi! Korktu. Duasına devam etti.

   ‘Rabbim! Sen affedicisin, affetmeyi seversin, günahkâr bu kulunu affet.’

   ‘Rabbim! Sen affedicisin, affetmeyi seversin, günahkâr bu kulunu affet.’

   ‘Rabbim! Sen affedicisin, affetmeyi seversin, günahkâr bu kulunu affet.’

   ‘Allah’ım! Sen benim Rabbim’sin. Senden başka hiçbir ilah yoktur. Beni sen yarattın. Ben Senin kulunum. Gücüm yettiğince ezelden sana verdiğim söz ve vaad üzereyim. Yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım. Üzerimdeki nimetini ve günahlarımı sana itiraf ediyorum, beni mağfiret buyur. Çünkü günahları ancak sen affedersin.’

   Yazar, bu andan itibaren Rabbi’ne iltica eden bir adamın münacatını daha fazla seyretmek istemedi. Bu mahrem anı sahibine terk etti ve gitti.

   Kim bilir…

   Belki o da Rabb’ine münacatta bulunmaya gitmiştir…

Ulusal Gazeteler
24 Nisan 2017 Pazartesi 1'inci Sayfamız.jpg
Ptt 1. Lig Puan Durumu
Nöbetçi Eczaneler

Resmi ilanlar

Yazarlar