İSLAM’DA CEHALET, FAKİRLİK VE AYRILIK

16.3.2017 18:54:46

"Bizim düşmanımız; cehalet, zaruret, ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak silahıyla mücadele edeceğiz."

Facebook Paylaş Twitter Paylaş Haberi Yazdır

AYET

"De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak aklıselim sahipleri öğüt alır." (Zümer Suresi, 39/9)

HADİS-İ ŞERİF

Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): ‘İlmin azalması ve cehaletin ortaya çıkması kıyametin alametlerindendir!’ buyurdu.”

DUA

“Yâ Rabbenâ! Bize kuvvet ver ki, yeryüzünün herbir tarafında tâifemizin bayrağını dikmekle, saltanat-ı Rubûbiyetini lisânımızla ilân edelim; ve rûy-i arz mescidinin herbir köşesinde Sana ibâdet etmek için bize Tevfik ver ve meşhergâh-ı arzın her bir tarafında Senin Esmâ-i Hüsnânın nakışlarını, Senin bedî ve antika sanatlarını kendi lisânımızla teşhir etmek için bize bir revac ve seyahate iktidar ver” Âmin!

İSLAM’DA CEHALET, FAKİRLİK VE AYRILIK

"Bizim düşmanımız; cehalet, zaruret, ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak silahıyla mücadele edeceğiz." Buradaki cehalet, hem din hem fenne bakar. Çünkü insanımız fenni fazla bilmediği gibi dininin de yabancısıdır. Buna karşı, marifet ve ilim silahı ile karşılık vereceğiz. İhtilaf, ittifakın zıddıdır. Aslında tüm Müslümanları birbirine sımsıkı bağlayacak nurani bağlar dinimizde var iken bunların bilinmemesi veya bilenlerce de uygulanmaması sebebiyle, İslam âlemi birbirine yabancı hatta bazen düşman hale gelmiştir. Bu nedenle, İslam dinindeki kardeşlik bağlarını artırıcı unsurları aramızda yaymak ve kuvvetli bağlar kurmalıyız.

FAKİRLİĞİ SANAT SİLAHIYLA YOK ETMEK

Sanattan kastın sanayi ve teknoloji olduğu anlaşılıyor. Keza eskilerin zanaat dedikleri belli bir alanda usta olmak da buna dâhil edilebilir. Zaruret ve fakirliği de sanat silahı ile mağlup edeceğiz. İfadesinde geçen "cehalet" âlem-i İslam’ın Avrupa karşısında fen ilimleri noktasından geri kalmasına işaret ediyor. Bu cehaleti gidermenin yolu ise fen ilimlerinde inkişaf etmektir. Hadiste geçen cehalet ise, manevi ve İslami ilmin ihmal edilmesi ile ilgilidir. Evet, âlimin uykusu cahilin ibadetinden üstündür sözünde olduğu gibi İslami ilimler amelden önce ve önceliklidir. Amel ve ibadet ilme dayanır ve onun ile kaimdir. İster maddi olsun ister manevi olsun her anlamda cehalet kötü ilim güzeldir. İlim güç iken cehalet ise zafiyettir. İlim ibadetin keyfiyetini ve kalitesini artırırken cehalet ise ibadetin keyfiyet ve kalitesini düşürür. İlim ve şuur ile kılınan iki rekât namaz cehalet ve şuursuz kılanan bin rekâttan daha faydalı ve daha sevaplıdır. "De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak aklıselim sahipleri öğüt alır." (Zümer, 39/9).

FAZİLET, ÜSTÜNLÜK VE İSTİKAMET

İslam’da en büyük keramet, fazilet, üstünlük istikamettir, yâni dosdoğru ve dürüst olmaktır. Kötü Müslümanlarda bu yok. İslam adaleti emr ediyor. Onlarda bu da yok. İslam yalanı, gıybeti, iftirayı, tecessüsü (başkalarının gizli günah ve ayıplarını araştırmayı) yasaklıyor. Onlarda bunlar var. İslam rüşveti, faizi, haksız kazancı, haram yemeyi kesinlikle yasak kılıyor. Birtakım sözde Müslümanlar bunlara batmış vaziyette. İslam Ümmet birliğini, ittihad-ı İslam’ı, uhuvvet-i imaniyeyi emr ediyor. Onlar Ümmet birliğini, din ve iman kardeşliğini dinamitliyor. İslam her türlü fitne ve fesadı kötü ve çirkin görüyor, zemmediyor; onlar fitne ve fesadın her türlüsünü sergiliyor. İslam, emanetlerin (başkanlıkların, memuriyetlerin, işlerin, vazifelerin, hizmetlerin) ehil ve layık olanlara verilmesini istiyor. Onlar bu temel kaideye riayet etmiyor, emanetleri rastgele dağıtıyor. İslam kanaati, orta halliliği, cimriliğe varmamak şartıyla iktisadı emr ediyor. Onlar azdıkça azıyor, saçıp savuruyor, gurur ve kibir içinde sefihane (beyinsizce) bir hayat sürüyor. İslam, Müslümanların faziletli, meziyetli, üstün, örnek, model insanlar olmasını istiyor. Onlarda böyle bir gaye yok. İslam hırsızlığı yasaklıyor. Onlar gayr-i meşru haram yollarla zengin oluyor. İslam paranın putlaştırılmasına, ana değer haline getirilmesine karşı. Onlar ise parayı din iman haline getirmiş.

DİRİ MÜSLÜMANDAN FEYZ YAYILIR

Ölü veya diri Müslümandan feyz, kâfirden ise zulmet yayılır. Bu sebepten dolayı, İslamiyet’in başlangıcında kabir ziyareti yasaktı; çünkü o zaman ölmüş akrabalar kâfirdi. Kâfire ise feyz gitmez. Kabir ziyaretine giden Eshab-ı kiram feyz kaynağıydı; fakat onlardan kâfirlere feyz gitmiyordu; kâfirlerden de zulmet geliyordu. Gidenlerin kalbi kararıyordu. Onun için Peygamber efendimiz, önceleri kabir ziyaretini yasakladı. Bu sebepten, bir gayrimüslimin kabrine gidersek, biz zararlı çıkarız. Hâlbuki bir müminin kabrine gidince, ondan bize feyz gelir veya karşılıklı bir alışveriş olur. Onun için bid’at ehlinden ve kâfirden insana, ancak zarar gelir. Bizden ona fayda gitmez; ama dost olursak biz kaybederiz. Teberri olmazsa tevelli olmaz, uzaklaşmadıkça kavuşulmaz. Yani kötülerden uzaklaşmazsak dosta kavuşamayız, dostlarla birlikte olamayız. Eshab-ı kehf’in köpeği Kıtmir, iyilerle beraber olduğu için Cennete girecek. O halde kim olduğumuza değil, kimlerle olduğumuza bakmalıyız.

İNSANIN SONSUZ FAKİRLİĞİ

Dünya ve âhiretin sahibi olan Allah (cc), insan için lâzım olan herşeyi yaratmış, ondan sonra Hz. Âdem'i (as) dünya sarayına misafir etmiştir. Demek bu dünyadaki herşey insan için, insan da Allah'a ibadet için yaratılmıştır. İnsan Allah'ın isimlerini gösteren en parlak bir aynadır. Gecenin karanlığı nasıl nuru gösterir, insanın nihayetsiz zayıflığı ve acizliği de Kadir-i Zülcelâl'in kuvvet ve kudretini gösterir. İnsanın sonsuz fakirliği, hadsiz ihtiyaçları Allah'ın sınırsız zenginliğini, gınasını ve rahmetini gösterir, bildirir. Zira herşey zıddıyla bilinir. Acizlik ve fakirlik hadsiz düşmanlara karşı insanı Allah'ı tanımaya, bir nokta-i istinat aramaya sevkeder. Vicdan daima bir Ganiyy-i Rahim’in dergâhına dayanır, duâ ile el açar, muhtaç olduğu herşeyi O'ndan ister. Allah (cc) kuluna her istediğini vermeye Kadir bir Ganiy-yi Mutlak'tır. Ya dünyada, ya âhirette verir. Evet, bütün yeryüzünü bir nimetler sofrası yapan, bahar mevsimini bir çiçek destesi gibi o sofranın yanına koyan ve üstüne serpen bir Cevâd-ı Kerîm'in misafirine fakr ve ihtiyaç nasıl elîm ve ağır olabilir? Olamaz!

DÜNYA DÂRÜLHİKMETTİR, ÇALIŞAN KAZANIR

Dünya dârülhikmettir, sebepler âlemidir, çalışan kazanır. Müslüman olup olmamak fark etmez! Dünya zıtlar âlemidir. Fakir, zengin, kuvvetli ve zayıf bulunacaktır. Haramı ve helâli ayırmadan yaşayanlar ehl-i dünya, ehl-i gaflettir. Haramlardan kaçan, helâle kanaat eden, farzları, vacipleri, sünnetleri sırasıyla, gücü yettiği kadar yapan ehl-i ahirettir, ehl-i saadettir. Evet, dünya bir misafirhanedir. İnsan ise onda az duracaktır. Başka bir âleme gidecektir. Ebedî bir hayata namzettir. Elbette misafir olan, ev sahibinin emirlerine göre hareket etmelidir. Kudsî bir hadiste Cenab-ı Hak dünyaya şöyle vahyetmiştir: "Sana hırsla düşkün olanı mahrum et! Ondan kaç! Seni ehemmiyetle takip etmeyip geri çekileni de ara! Onu mahrum etme! Sana düşkün olanı kendine hizmetçi yap! Sana düşkün olmayana sen hizmetçi ol!" Allah'a tevekkül edene Allah kâfidir. Allah Ganiy-yi mutlak’tır. İnsan Allah'a hâlis bir kul olursa, Allah'ın mülkü olan kâinat onun mülkü gibi olur. İşte gerçek zenginlik budur.

FAKİRLİK PENCERESİNDEN ALLAH’I BULMAK

Fakirlik, İnsanın zerreden güneşe kadar nihayetsiz ihtiyaçlara müptela ve kâinatta her şeye muhtaç olması demektir. Yani insan fıtrat olarak kâinatta her şeye muhtaç olarak yaratılmıştır. İnsan hayatının devamı bütün kâinat çarklarının işlemesine bakar; böyle olunca insan kâinattaki her şeye muhtaç olarak yaratılmış olduğu sabit olur. İşte insan bu sonsuz ihtiyacından dolayı fakirdir. Allah, bu fakirlik durumunu insana her ihtiyacında, ihtiyacı olmayan Allah’ı bulması için vermiştir. Yani nereye bakarsa, hangi şeye ihtiyaç duyarsa, orada fakirlik penceresi ile fakir olmayan Allah’ı bulabilir. İşte insan fakirlik penceresinden Allah’ı görüp bulamaz ise, fakirlik insanın başına tam bir bela ve acı kaynağı olur. İnsan her ihtiyacı için sebeplere dilencilik eder ve onların merhametsiz yüzünde azap bulur. "Acaba güneş bugün doğacak mı?" dese yeridir, zira tesadüf ve sebeplere tapan birisi için durum böyledir.

ACİZLİK VE FAKİRLİK DAMARI

Acizlik, Kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar zayıf ve iktidardan yoksun anlamında kullanılmıştır. Yani ihtiyaçları hem kâinatı kuşatmış, hem de ebede uzanmış olmasına rağmen, bunlardan en basitini dahi tedarik edemeyecek kadar acizdir insan. Burada daha çok insanın iktidarsızlığına vurgu vardır. Bu acizlik penceresi de, aciz olmayan Allah’a açılıyor. İnsan acizlik damarı ile aciz olmayan Allah’ı idrak ediyor. İşte bu acizlik ve fakirlik damarı, insan fıtratını ve mahiyetini kulluk yönünde işleten ve sevk eden önemli iki kaynaktır. Bu kaynak güzelce işletilip istihdam edilir ise, insan kâmil bir kul, Ahsen-i takvim bir halef-i zemin olur. “İnsandaki kusur sonsuz olduğu gibi, acz, fakr ve ihtiyacına da nihayet yoktur. İnsana tevdi edilen açlık ile nimetlerin lezzetleri tebarüz ettiği gibi; insandaki kusur, kemâlât-i Sübhaniye derecelerine bir mirsaddır. İnsandaki fakr, gına-yı rahmetin derecelerine bir mikyasdır. İnsandaki acz, kudret ve kibriyasına bir mizandır.”

İNSANLARDA BU DERECE HADSİZ CEHALET OLABİLİR Mİ?

Fesübhânallah! İnsanlarda bu derece hadsiz cehalet olabilir mi ki, mekândan münezzeh olmakla beraber, herbir yerde, herbir şeyin icadında herşeyi görecek, bilecek, idare edecek bir tarzda bulunur bir vaziyetle yaptığı fiilleri ve eserleri câmid, kör, şuursuz, iradesiz, mizansız ve tesadüf fırtınaları içinde çalkanan zerrâta ve harekâtına vermek, ne kadar cahilâne ve hurafetkârâne bir fikir olduğunu, zerre kadar aklı bulunanların bilmesi gerektir. Evet, bu herifler vahdet-i mutlakadan vazgeçtikleri için, hadsiz ve nihayetsiz bir kesret-i mutlakaya düşmüşler. Yani, bir tek ilâhı kabul etmedikleri için, nihayetsiz ilâhları kabul etmeye mecbur oluyorlar. Yani, bir tek Zât-ı Akdesin hassası ve lâzım-ı zâtîsi olan ezeliyeti ve hâlıkıyeti, bozulmuş akıllarına sığıştıramadıklarından, o hadsiz, nihayetsiz, câmid zerrelerin ezeliyetlerini, belki ulûhiyetlerini kabul etmeye, mesleklerince mecbur oluyorlar. İşte sen gel, eçheliyetin nihayetsiz derecesine bak! Evet, zerrelerdeki cilve ise, zerreler taifesini Vâcibü’l-Vücudun havliyle, kudretiyle, emriyle, muntazam ve muhteşem bir ordu hükmüne getirmiştir.

Ulusal Gazeteler
23 Mart 2017 Perşembe 1'inci Sayfamız.jpg
Ptt 1. Lig Puan Durumu
Nöbetçi Eczaneler

Resmi ilanlar

Yazarlar