KADER VE KAZAYA İMAN

9.2.2017 18:20:20

Kader, ilim nev'indendir. İlim, malûma tâbidir. Yani, nasıl olacak, öyle taallûk ediyor. Yoksa malûm, ilme tâbi değil. Yani, ilim desâtiri, malûmu, haricî vücut noktasında idare etmek için esas değil. Çünkü malûmun zâtı ve vücud-u haricîsi, iradeye bakar ve kudrete istinad eder.

Facebook Paylaş Twitter Paylaş Haberi Yazdır

AYET

Her şeyi yaratıp ona bir nizam veren ve mukadderatını (kaderini) tayin eden Allah, yüceler yücesidir” (el-Furkan 25/2).

HADİS-İ ŞERİF

“Kul, hayrı ile şerri ile kadere iman etmedikçe, kendine hayır ve şerden isabet edecek şeyi engelleyemeyeceğini, hayır ve şerden kaçacak olan bir şeyi de yakalamayacağını bilmedikçe iman etmiş olmaz.”(Tirmizi, Kader 10, 2145 ).

DUA

Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, kadere ve hayrın da, şerrin de Allah Teâlâ’dan geldiğine, ölümden sonra dirilişin hak olduğuna İmân ettim. Şehadet ederim ki Allah’tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed (Allah ona, âline, ashabına ihvânına salât ve selâm etsin, Âmin!) Allah’ın resulüdür. Allah’ım, Efendimiz Muhammed’e (a.s.m.) ve Efendimiz Muhammed’in (a.s.m.) âline, bütün hastalıklar ve ilaçlar adedince salât eyle ve onu ve âlini çok çok mübarek kıl ve selâm et. Âmin!

 

 

 

İmanın şartlarından altıncısı, kader ve kazaya, ister iyi, ister kötü, her şeyin Allah'ın bilmesi, dilemesi ve yaratmasıyla olduğuna inanmaktır. Kâinatta, olacak şeylerin zamanını, yerini, özelliklerini ve nasıl olacaklarını, henüz onlar olmadan Allah'ın ezelde bilmesi ve takdir etmesine kader denir. Allah'ın ezelde takdir ettiği şeyleri zamanı gelince bu takdire uygun olarak yaratmasına kaza denir. Kader, Yüce Allah’ın kudretinin bir eseridir. Yüce Allah’ın, olmuş ve olacak her şeyi bilmeye, görmeye, işitmeye, onlara dilediği şekli vermeye gücü yeter. Kâinatta Allahu Teâlâ’nın ilminin, iradesinin ve yaratmasının dışında hiçbir şey yoktur. Her şeyi irade ve idare eden O’dur. Kul, kaderini bilmekle değil; başına gelmiş ve gelecek her şeyi Yüce Allah’ın önceden bildiğine iman etmekle mükelleftir/sorumludur. İnsan, kader sırrını çözmekle değil, kendisine emredilen ilahi görevleri bilmekle ve gücü kadar yerine getirmekle yükümlüdür.

ALLAHU TEÂLÂ İNSANA AKIL, İRÂDE, İLİM VERMİŞ

Kader hakkındaki vesveselerden akıl ve felsefeyle değil, âlemlerin Rabbine iman edip teslim olmakla kurtulmak mümkündür. Allahu Teâlâ insana akıl, irâde, ilim ve düşünme kabiliyeti vermiş, ayrıca kendilerine peygamberler gönderip hayrı ve şerri, iyiyi ve kötüyü, hak ile batılı öğretmiştir. Bunun için insan mükellef tutulmuş ve mesul olmuştur. Artık insanın yaptığı işler hayırsa sevap; şer/kötü ise ve kul da tövbe etmemişse azab olarak karşılık görecektir. Bunun için hiçbir kimse: “Ben ne yapayım, kaderimde bu varmış, elimden ne gelir?” deyip de isyanlara dalamaz ve bu sözle mesuliyetten kurtulamaz. Çünkü bu insanın başında hayrı ve şerri ayırt edecek bir akıl ve önünde iyiyi ve kötüyü öğreten bir peygamber bulunmaktadır. Kötülüklere dalan insanın iyilik yapma kabiliyet ve imkânı da bulunmaktadır. Bunun için kul, ciddi olarak hangi ameli ister, ona yönelir ve karar verirse, genelde Cenab-ı Hakk onu yaratır. Yaratmadığı da olur.

KAZA VE KADERE İMAN DA, MÜSLÜMANLARCA BİR ESASTIR

Kaza ve kadere iman da, Müslümanlarca bir esastır. Bunlara inanmak, Yüce Allah'a iman esaslarından sayılır. Allah'ın varlığını ve birliğini bilen, O'nun kâinata tek hâkim olduğuna inanan bir insan için kazaya ve kadere iman etmemek mümkün olmaz. Hangi mümkün şey vardır ki, Yüce Allah takdir ettiği takdirde meydana gelmesin? Hangi şey de vardır ki, Yüce Allah dilemediği halde o meydana gelebilsin? Onun için biz Allah'ın kaza ve kaderine inanırız, kaza ve kadere razı oluruz. Bu bizim bir iman borcumuzdur. Fakat kendi irademizin ve kendi kazancımızın neticesi olmak üzere, Yüce Allah'ın yarattığı bazı işler vardır ki, bunlar Allah'ın rızasına aykırı olması bakımından, bizim bunlara razı olmamamız gereklidir. Bunlara rıza göstermek caiz olmaz ve bunlara Makzî (Kulun dilemesi üzerine Allah tarafından gerçekleşmesine hüküm verilmiş işler) denir.

Allah'ın Her Şeyi Bildiğine, Ezelde Programladığına…

Kader, Cenâb-ı Hakk'ın ezelden ebede kadar olmuş ve olacak, iyi-kötü her şeyin oluş zamanını, yerini ve her türlü özelliklerini ezelden bilmesi, öylece takdir ve tesbit etmesidir. Kazâ ise, zamanı gelince ezelî ilmine ve takdîrine uygun olarak eşya ve olayları yaratmasıdır. Bu tariften anlaşıldığına göre, kader yüce Allah'ın ilim ve irâde sıfatının bir tecellisi, kaza da tekvîn sıfatının eseridir. Allah bütün kâinatı ve kâinat içinde bulunan canlı - cansız bütün varlıkları bir programa göre yaratmıştır. Allah kâinatta meydana gelecek bütün hâdiseleri bildiği gibi, Kâinatta görünen eşsiz nizam ve harika düzen, onu, Allah'ın bilerek plânladığını, programladığını ve her şeyi o plân ve programa göre, zamanı gelince yaratmakta olduğunu gösterir. İşte Allah'ın kâinatı yaratmadan evvel ezelde çizdiği bu programa kader denir. Zamanı gelince bu programı tatbika koyması da Kazâ‘dır. Şu halde Kazâ ve kadere îman; Allah'ın her şeyi bildiğine, ezelde programladığına, sonra da zamanı gelince eşya ve olayları o bilgi ve programa göre yaratmakta olduğuna tereddütsüz olarak îman etmektir. Âlemde Hayrın Yanında Şerler de yaratılmaktadır. Hayrı da, şerri de yaratan Allah'tır. Bu inanış, Kadere îmanın bir cüz'üdür. Ancak âlemde yaratılan hayırlar asıl, şerler ise Fer’idir. Hayırlar küllî, şerler cüz'îdir.

İNSANLARIN HÜR İRADESİ

Dünyada meydana gelmiş ve gelecek olan her şey, Allah'ın ilmi, dilemesi, takdiri ve yaratması ile olur. Her şeyin bir kaderi vardır. Bunun anlamı ise şu­dur: Yüce Allah, insanları hür iradeleriyle seçecekleri şeylerin nerede ve ne şekilde seçileceğini ezelî yani zamanla sınırlı olmayan mutlak ilmiyle bilir ve bu bilgisine göre diler, yine Allah bu dilemesine göre takdir buyurup zamanı gelince kulun seçimi doğrultusunda yaratır. Bu durumda Allah'ın ilmi, kulun seçimine bağlı olup, Allah'ın ezelî mânâda bir şeyi bilmesinin, kulun irade ve seçimi üzerinde zorlayıcı bir etkisi yoktur. Aslında insanlar, Allah'ın kendileri hakkında sahip olduğu bilgiden habersizdirler ve pratik hayatta bu bilginin etkisi altında kalmaksızın kendi iradeleriyle davranmaktadırlar. Bir başka ifadeyle söylersek biz, yüce Allah bildiği için belli işleri yapmıyoruz. Bizim bu işleri yapacağımız, O'nun tarafından ezelî ve mutlak anlamda bilinmektedir. Allah, kulu seçen ve seçtiklerinden sorumlu olan bir varlık olarak yaratmış, onu emir ve yasaklarla sorumlu ve yükümlü tutmuştur. Ayrıca Allah Teâlâ, kulun seçimine göre fiilin yaratılacağı noktasında bir ilâhî kanun da belirlemiş­tir.

Kader; İlim Nevindendir İlm-İ Îlâhî’nin Bir Nev’idir

Kader ve cüz-ü ihtiyarî, İslâmiyetin ve imanın nihayet hududunu gösteren, hâli ve vicdanî bir imanın cüzlerindendir Yoksa ilmî ve nazarî değillerdir. Kader; ilim nevindendir İlm-i Îlâhî’nin bir nev’idir. Cüz-İ İhtiyarî; Âdil-i Hakîm, insan için medar-ı sevap ve ikab olacak, mahiyeti meçhul bir cüz-ü ihtiyarî vermiştir. Herkes kendisinde bir ihtiyar hisseder, o ihtiyarın vücudunu vicdanen bilir Mevcudatın mahiyetini bilmek ayrıdır, vücudunu bilmek ayrıdır. Çok şeyler var, vücudu bizce bedihî olduğu halde, mahiyeti bizce meçhul İşte, şu cüz-ü ihtiyarî, öyleler sırasına girebilir. Her şey malûmatımıza münhasır değildir. Âdem-i ilmimiz, onun âdemine delâlet etmez. Mânen terakki etmeyen avam içinde, kaderin câ-yı istimâli var. Fakat o da mâziyat ve mesâibdedir ki, ye'sin ve hüznün ilâcıdır. Yoksa maâsî ve istikbaliyatta değildir ki, sefahete ve atâlete sebep olsun. Demek, kader meselesi, teklif ve mes'uliyetten kurtarmak için değil, belki fahr ve gururdan kurtarmak içindir ki, imana girmiş. Cüz-ü ihtiyarî, seyyiâta merci olmak içindir ki, akideye dâhil olmuş; yoksa mehâsine masdar olarak tefer'un etmek için değildir. Kader, ilim nev'indendir. İlim, malûma tâbidir. Yani, nasıl olacak, öyle taallûk ediyor. Yoksa malûm, ilme tâbi değil. Yani, ilim desâtiri, malûmu, haricî vücut noktasında idare etmek için esas değil. Çünkü malûmun zâtı ve vücud-u haricîsi, iradeye bakar ve kudrete istinad eder. İnsanlar sınırlı ilimleriyle ay ve güneş tutulmalarının zamanını bilip takvime yazarlar. Vakti gelince tutulmalar gerçekleşir. Elbette ki bilip takvime yazdığımız için tutulmalar olmaz. Olacağı için biz takvime yazarız. Kaderimiz de böyledir.

KADER HAKİKÎ İLLETLERE BAKAR, ADALET EDER

Hem nasıl kader-i İlâhî, netice ve meyveler itibarıyla şerden ve çirkinlikten münezzehtir. Öyle de, illet ve sebep itibarıyla dahi, zulümden ve kubuhtan mukaddestir. Çünkü kader hakikî illetlere bakar, adalet eder. İnsanlar zâhirî gördükleri illetlere hükümlerini bina eder, kaderin ayn-ı adaletinde zulme düşerler. Meselâ, hâkim seni sirkatle mahkûm edip hapsetti. Hâlbuki sen sârık değilsin. Fakat kimse bilmez gizli bir katlin var. İşte, kader-i İlâhî dahi seni o hapisle mahkûm etmiş. Fakat kader, o gizli katlin için mahkûm edip adalet etmiş. Hâkim ise, sen ondan masum olduğun sirkate binaen mahkûm ettiği için zulmetmiştir. İşte, şey-i vâhidde iki cihetle kader ve icad-ı İlâhînin adaleti ve insan kisbinin zulmü göründüğü gibi, başka şeyleri buna kıyas et. Demek, kader ve icad-ı İlâhî, mebde ve müntehâ, asıl ve fer', illet ve neticeler itibarıyla şerden ve kubuhtan ve zulümden münezzehtir. İşte, kader, ilm-i ezelîden olduğu için; ilm-i ezelî, hadisin tabiriyle, manzar-ı âlâdan, ezelden ebede kadar herşey, olmuş ve olacak, birden tutar, ihata eder bir makam-ı âlâdadır. Biz ve muhakemâtımız onun haricinde olamaz ki, mazi mesafesinde bir âyine tarzında olsun. Ezel ise başı ve sonu olmayan, zamandan ve mekandan münezzeh olan, hiçbir kayıt ve kaide ile bağlı olmayan Allah’ın bir sıfatıdır. Zamanın içindeki bütün kayıt ve kaideler burada cari değildir. Yani Allah ezeli ilmi ile her şeyi kuşattığı ve ihata ettiği için onun ilminde geçmiş, şimdiki an ve gelecek kavramları yoktur. O her şeyi şimdiki hal gibi bir görür.

Ulusal Gazeteler
23 Mart 2017 Perşembe 1'inci Sayfamız.jpg
Ptt 1. Lig Puan Durumu
Nöbetçi Eczaneler

Resmi ilanlar

Yazarlar